18 Haziran 2019 Salı

Toprağımdan Yeryüzüne - Sebastıao Salgado



Rüzgarın getirdiği sesleri dinliyorum, geceye eşlik edenleri... Okuduğum kitabın sayfalarını kıvırmak için gidip geliyor elim. Kalem yoksa sayfa kenarlarını kıvırarak işaretliyorum son dönemde. Mülkiyet duyguma tepki olmalı, çay bardağı izi kalıyor üzerlerinde sayfaların. En sevdiklerinden ebediyen ayrılmak zorunda kalıyorsa insan, o birkaç sayfanın zihnime kattığı önemli olmalı sadece, varlığı değil... Hiç bir yere ait olamamak, hiç bir şeyi sahiplenememek getirisi bu ayrılıkların... Hüzünle yoğrulmuş gece yoğun...

Nefesimi kesen fotoğraflara eşlik eden hayat hikayesine dönüyorum... Uzak kaldığım belki de ilgi alanım dışındaki kıtalarda göç etmek zorunda kalan milyonlarca insan, maden ocaklarında çalışan işçiler... Dünyayı önüme koymuş adamın fotoğraflarını inceliyorum büyülenmiş, gözümü alamaz halde. Fotoğrafçı susup, çeker, hayatta kalır diyen bir adamın dünyanın hemen her yerinde ama özellikle milyonlarca yıl önce bir bütün olan, Afrika ve Amerika'daki fotoğrafları ...

Hepimizin neredeyse sadece eleştirdiği bir dünyada, çektiği fotoğraflar, eşiyle yaptığı projeler, kurdukları vakıfla dünyayı değiştirmenin mümkün olabileceğini kanıtlıyor belki de... En iyisi susup fotoğrafların sesine kulak vermeli sadece...



 Arka Kapak

"Fotoğrafları kadar Wim Wenders'in ülkemizde Toprağın Tuzu adıyla gösterilen belgeseliyle de tanıdığımız Sebastiao Salgado (1944-..) gelmiş geçmiş en büyük fotoğraf sanatçılarından biri, belgesel fotoğrafın keza ve foto-röportajın en önemli isimlerindendir. Bununla birlikte, fotoğraflarıyla insan eli değmemiş bölgelerden en kanlı savaşları, en vahim felaketleri yaşayan, kitlesel göçlerle doğdukları yeri terk etmeye zorlanan insan topluluklarına; en ağır şartlarda çalışan işçilerden yaşam mücadelesi veren çocuklara kadar adeta yerküremizle birlikte nefes alıp veren, sömürülen insanlığın çığlığını belgeleyen yürekli bir aktivisttir.

Salgado, en önemli fotoğraflarına da yer veren bu çarpıcı kitapta olağanüstü macerasını aktarıyor. Eşi Lelia ile benzersi işbirliğini, ailesini, fotoğrafçı olmaya nasıl karar verdiğini, nasıl dünyayı adım adım dolaştığını, bu süreçte yaşadığı hayati tehlikeleri okurlarla paylaşıyor. Son olarak da, eşiyle birlikte başlattıkları Instituto Terra, "Yeryüzü Enstitüsü" projesini anlatıyor. Atlantik ormanlarını, çölleşmiş bölgelerini on sene gibi kısa bir sürede iki milyondan fazla ağaç ekerek restore ettikleri bu muazzam projenin hayata geçirilme öyküsünü ve aşamalarını gözler önüne seriyor.

Toprağımdan Yeryüzüne'de bir sanatçı, aydın ve aktivist olarak Sebastiao Salgado, duvarların arkasında kalarak bağımızı kaybetsek de bu dünyanın bir parçası olduğumuzu ve onu nasıl dönüştürebileceğimizi gösteriyor...

"Bir Sebastiao Salgado fotoğrafına bakmak insan onurunu tecrübe etmek, bir kadın, bir erkek, bir çocuk olmanın ne anlama geldiğini kavramak demektir." Isabella Franco"

15 Haziran 2019 Cumartesi

Frankenstein ya da Modern Prometheus - Mary Shelly




Gencecik bir kadına dair filmin sürüklediği, klasik elimde bugünlerde... Anne babasının, dönemin önemli entelektüellerinden olduğu düşünüldüğünde kitaplarla harmanlanmış hayatı ve zorlukları... Erken yaşlarında tanışıp evlendiği kocasıyla yaşadıkları... Ve Frankenstein'ı yazışı... Bu kitabın yazarının kadın olduğunun bile farkında değilmişim diyorum şaşkınlıkla.

Frankenstein'ı, kocasının yaşattıklarından sonra yazdığını düşünüyorum önce. Percy'nin, Mary'i    ne hale getirdiğine dairmiş gibi geliyor. Oysa kitabın girişinde, Lord Byron'ın misafiri olduklarında, eğlence için yazmak istedikleri hayalet hikayelerinden ilham aldığını anlatıyor. Kocasının, sürekli teşvikinden bahsediyor.

Sanayi devriminin filizlendiği, Percy Shelly'nin odasında türlü teçhizatla   deneyler yaptığı bir dönem. Mary'nin böyle bir ortamdan etkilenmemesi imkansız düşününce. Ama 19-20 yaşlarında bu kadar kuvvetli bir kitap yazması dehasına dair olmalı... Frankenstein dendiğinde zihnimde canlanan tip kitapla birlikte gidiyor. Uzun, siyah saçlı bembeyaz dişli, incecik sarı derisinin altından görünen kas ve damarlardan bahsediliyor, ne kadar iğrenç olduklarından! Üstelik Franskenstein yaratıcısının adı, yaratığın değil! Kitabın nasıl ilerdiğini merak etsem de, okumayı kış günlerine bırakacağım sanırım. Bu arada Mary Shelly hayranlıkla anacağım kadınlar arasına çoktan girdi bile...

26 Mayıs 2019 Pazar

Kahrolsun Dostoyevski - Atiq Rahimi



Tozlar içindeki yolları,  yıkık dökük toprak binaları, patlayan bombalarıyla bir ülke geliyor aklıma... Binlerce yılın acısı o son şiddetli rüzgarı bekliyor savrulup gitmek için kimbilir... Aklımda dönüp dolaşan ufacık bir ülkenin kaderi...

4 Mayıs 2019 Cumartesi

Efsaneler - Stefan Zweig




Hz İbrahim'in mezarı, El Halil (Hebron), Batı Şeria'da. Her ne kadar Batı Şeria aklımda Filistin'e ait bir bölge gibi yer etse de öyle değil. Şehirler, hatta yol boyunca her yer bölünmüş. Hz İbrahim'im mezarına girerken de şehrin Yahudi ve Müslüman kısmını bölen barikat dehşete düşürmüştü beni, tıpkı duvar gibi.  Hz. İbrahim, oğlu İshak (Müslümanlarda İsmail) ve torunu Yakup ve eşlerinin kabri de burada. Her din için kutsal mekanlardan birine daha girmek insanı büyülüyorken üzüyor da... Efsanaler'de anlatılan Rahel'in hikayesiyle aklıma geliyor bu camii, kabirler, bölge...

3 Mayıs 2019 Cuma

Şehir




Hafif bir rüzgar akşam güneşine eşlik ediyor. Karşımda şehir hapishanesinden arta kalan alan... Hapishanenin hemen arkasındaki okulu farketmek gülümsetiyor. Yan tarafta "park olması şartıyla" devlete bağışlanan bir toprak parçası, yeşile bürünmüş, onca bina arasında. Böyle kıymetli bir alanı bağışlayan, huzur içinde uyusun diye geçiyor içimden. Bense bir hastane balkonundayım. Belki de tesadüf değildir, bilgi, şifa ve nefes verenlerin arasında kalamaması hapishanenin... Ekilmeye hazır toprak gibi şimdi... Yepyeni umutlara gebe... Acı acı gülüyorum, giden bir taş yığının ardından gelecek bir taş yığını daha ... Ötesi boş...

28 Nisan 2019 Pazar

Rotasız Seyyah - Yol Hikayeleri 2 - Mehmet Genç


Birkaç gün önce bitirdiğim kitap neredeyse sekiz yüz yıl önce doğudan batıya yapılan bir göçün hikayesiydi. Afganistan'ın Belh şehrinden yola çıkılmış Anadolu'da yerleşilmişti. Kervanlar eşliğinde, yıllarca süren bu yolculuğu, Mevlana üzerinde düşünerek, düşündürerek, kaldığı durakları tahmin etmeye çalışarak, güvenlik el verdiğince yapmaya çalışmıştı seyyahımız. Şimdiyse elimde benzer yolculuğu batıdan doğuya yapan Anadolu doğumlu bir seyyahın kitabı  vardı; Rotasız Seyyah...

26 Nisan 2019 Cuma

Fotokopiler izler, yazılar - John Berger




"Odaya son giren oydu. Zayıf, uzunca boylu, kırk kırkbeş yaşlarında vardı. Gözlüklüydü, gözleri de hemen dikkatinizi çekiyordu. Keskin bakışlı ve duyarlı, alışılmadık gözlerdi bunlar. Milimetreleri ölçen bir adam derdiniz onu görünce. Elimizi sıkarken bize hoş geldiniz diyen gülümsemesinde de duygularla ilgili kesinlik bilinci vardı. Değerbilirlikle minnettarlık, minnettarlıkla hoşnutluk arasındaki ayrımın ne olduğunu çok iyi biliyordu. Değerbilir bir gülümseyişle bakıyordu bize. Buluşmamızın koşulları, lütfen kendi evinizdeymiş gibi davranın, demesini engelliyordu."

24 Nisan 2019 Çarşamba

Sessizce Dön - Özcan Yüksek


Sonra o yolu anlatan kitap düşer aklına. Onca yıldan sonra öğrendiklerini,  tekrar okumanın heyecanına katar ilerlersin sayfalarda...  Kimbilir belki bir gün çok çok  istediğin Afganistan hatta biraz ileri Pakistan'a doğru gidersin gerçekten... Ama şimdi Mevlana'nın doğum yeri Belh'e doğru uzanma zamanı. Bir yandan okur, bir yandan gözlerini kapar fotoğraflarını gördüğün kumdan hayaletlere dalarsın için titreyerek...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...