Erkek, kadının çocuğu tek başına
yapmadığını keşfettiğinde kadın egemenliğini kaybetti. Erkek egemen toplumlar aldı
başını gitti maalesef. Hal böyle olunca az gelişmişinden gelişmişine tüm
toplumlarda, erkek çocuk sahibi olmak makbul oldu. Roman, gittikçe artan erkek
nüfusa dair… Biz bu kadar erkeğe dayanamazken neredeyse yok olacak kadın nesli…
İyi niyetle başlayan keşiflerin devamında nasıl kullanıldığından tutun, kuzey
güney ayrımına, toplumların yok edilemeyen ve patlamak için yer arayan “kin”lerine
kadar uzanan bir roman.
Oysa, geçmiş zamanda mesela İsa’dan
sonraki birinci yüzyılda geçtiğini düşünmüştüm olayın. Diğer tarihi romanları
gibi gerçek dehlizlerde yüzmek değişik gelecekti. Tam tersi oldu, günümüz
dünyasında hiç de yabancı olmadığımız bir konuyla, gayet masum hatta böceklerle
başlayan bir romanda buluverdim kendimi. Tecavüz edilip, hamile kalan
kadın-çocukların öldürüldüğü bir toplumda, kadının alınıp satıldığı bir
toplumda, kadının iş hayatında erkekleştiği bir toplumda erkek sayısının
artmasının yol açacaklarına dair düşündüren, gerçeklerle yüzleştiren bir roman…
Aklımda Amin Maalouf’un Osmanlı’yı
neden sevmediği var bir yandan, Ağrı Dağı’nı Ararat olarak anıp, Ermenilere ait
olduğunu söylemesinin nedenlerini yazmasını isterdim. Olay Osmanlı mı? Sömürge
mi? Bu konu derin ve sonlanacak bir tartışma değil sanırım…