yol kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yol kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2019 Çarşamba

4 Ağustos 2019 Pazar

Bir Yaz Akşamı On Buçukta -Marguerite Duras


Yazın ortasında şiddetli rüzgarla başlayan yağmurun sesi, içimde bir yerlerde konuşan kadının sesine eşlik etti. Tıpkı Madrid'e gitmeye çalışırken fırtınada mahsur kalmak, içkinin verdiği uyuşukluğa rağmen her şeyin farkında olmak gibi dinledim yağmur sesiyle gelenleri... "Kırmızı Pazartesi" değildi o gün. Okuduktan bir süre sonra yazmak isteyince konular, kitaplar, karakterler karışır ya bazen... İçten içe herkesin haklı bulduğu bir cinayeti, sanki- toprağa gömmek isteyen şiddetli yağmura

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Bağdat'ı Düşlemek - Haifa Zangana



Adımlarımın Arap kafeleri arasında dolaştığını farkettiğimde önümde bol zeytinyağlı ve bol zeytinli makarna vardı. Sahibinin Katarlı, çalışanlarının Suriyeli olduğunu iş işten geçtikten, bol fesleğenli, zeytinyağlı makarnayla karşı karşıya kalınca öğrendim! Bir kahve söyleyip başladığım kitaba devam etmek istedim. Yıllardır çekildiğim Ortadoğu girdabına dair çarçabuk bitirebileceğim bir yol kitabı diye aldığım, içimi kasıp kavuran Bağdat'ı Düşlemek... Az sonra gelecek VIP araçtan inen guruba takılacaktı gözüm, hepsinin Arap olduğunu düşündüğüm...

4 Mayıs 2019 Cumartesi

Efsaneler - Stefan Zweig




Hz İbrahim'in mezarı, El Halil (Hebron), Batı Şeria'da. Her ne kadar Batı Şeria aklımda Filistin'e ait bir bölge gibi yer etse de öyle değil. Şehirler, hatta yol boyunca her yer bölünmüş. Hz İbrahim'im mezarına girerken de şehrin Yahudi ve Müslüman kısmını bölen barikat dehşete düşürmüştü beni, tıpkı duvar gibi.  Hz. İbrahim, oğlu İshak (Müslümanlarda İsmail) ve torunu Yakup ve eşlerinin kabri de burada. Her din için kutsal mekanlardan birine daha girmek insanı büyülüyorken üzüyor da... Efsanaler'de anlatılan Rahel'in hikayesiyle aklıma geliyor bu camii, kabirler, bölge...

28 Nisan 2019 Pazar

Rotasız Seyyah - Yol Hikayeleri 2 - Mehmet Genç


Birkaç gün önce bitirdiğim kitap neredeyse sekiz yüz yıl önce doğudan batıya yapılan bir göçün hikayesiydi. Afganistan'ın Belh şehrinden yola çıkılmış Anadolu'da yerleşilmişti. Kervanlar eşliğinde, yıllarca süren bu yolculuğu, Mevlana üzerinde düşünerek, düşündürerek, kaldığı durakları tahmin etmeye çalışarak, güvenlik el verdiğince yapmaya çalışmıştı seyyahımız. Şimdiyse elimde benzer yolculuğu batıdan doğuya yapan Anadolu doğumlu bir seyyahın kitabı  vardı; Rotasız Seyyah...

26 Nisan 2019 Cuma

Fotokopiler izler, yazılar - John Berger




"Odaya son giren oydu. Zayıf, uzunca boylu, kırk kırkbeş yaşlarında vardı. Gözlüklüydü, gözleri de hemen dikkatinizi çekiyordu. Keskin bakışlı ve duyarlı, alışılmadık gözlerdi bunlar. Milimetreleri ölçen bir adam derdiniz onu görünce. Elimizi sıkarken bize hoş geldiniz diyen gülümsemesinde de duygularla ilgili kesinlik bilinci vardı. Değerbilirlikle minnettarlık, minnettarlıkla hoşnutluk arasındaki ayrımın ne olduğunu çok iyi biliyordu. Değerbilir bir gülümseyişle bakıyordu bize. Buluşmamızın koşulları, lütfen kendi evinizdeymiş gibi davranın, demesini engelliyordu."

24 Nisan 2019 Çarşamba

Sessizce Dön - Özcan Yüksek


Sonra o yolu anlatan kitap düşer aklına. Onca yıldan sonra öğrendiklerini,  tekrar okumanın heyecanına katar ilerlersin sayfalarda...  Kimbilir belki bir gün çok çok  istediğin Afganistan hatta biraz ileri Pakistan'a doğru gidersin gerçekten... Ama şimdi Mevlana'nın doğum yeri Belh'e doğru uzanma zamanı. Bir yandan okur, bir yandan gözlerini kapar fotoğraflarını gördüğün kumdan hayaletlere dalarsın için titreyerek...

7 Nisan 2019 Pazar

Şeker Henry'nin İnanılmaz Öyküsü - Roald Dahl





Ağlayan bir çocuğa ya da gergin bekleyişlere, merhem olacak kelimeler birden dökülüvermeye başlar ağızdan... Bir masalın peşinde, sözün gücüne teslim olur tüm duygular... Yazarak kendinizi ifade eden biriyseniz siz de şaşırarak takılırsınız ardına sözcüklerin... Bir yanda yaşamdan beslenirken özellikle okuduklarınızın etkisi muhteşemdir. Hele de Roald Dahl'la yeni tanışmışsanız küçük dilinizi yutabilirsiniz.

25 Mart 2019 Pazartesi

Kumandanı Öldürmek - Haruki Murakami


O şokla yollara düşmek aylarca... Aylarca bir dağ başında tek başına yaşamak... Evet,  tam olarak dokuz ay boyunca... Metaforlar dünyasına çoktan girmişken, siz belki bir ameliyat sonrasında sağaltım sürecine tanıklık ediyorsunuz günler hatta haftalar boyunca... Neredeyse her gece 2:30 da kurulmuş saat gibi çağıran sayfalarda kaybolarak, içinizdeki o kapkaranlık safrayı dışarı atmaya çalışıyorsunuz kimbilir... Tıpkı bir kuyuda kapalı kalan "Kumandan"ın çan çalarak çağırması gibi kuyunuzdaki seslere dönüyorsunuz, idealarınıza mı demeli? Böylesine ihtiyaç duyarken, bir Murakami romanında olmak nasıl iyi geliyor bilseniz, nasıl da sarmaya  çalışıyor yaralarınızı, ah bir bilseniz...

Kafka'nın Dönüşüm'ünü okurken Gregor Samsa'nın böceğe dönüşmediğini varsaymak gibi,her şeyin kendi karanlığınızda olup bittiğini düşünmek bir bakıma... Ama hayır Samsa bir böceğe dönüşüyor ve sizin kuyunuzdan gelenler gerçek, metafor, idealar mı bilemiyorsunuz... İşte o noktada algınızla fena halde oynayan o kitap zihninize gelip kuruluyor; "Büyücü". Uzunca bir süre, iki kitabı birlikte okuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Sahi yazarı hafife almak mı bu? Tam tersi...

Arsızca sokulan bir kedi gibi mırıl mırıl... Yani yok canım Murakami zamanı değil şimdi dediğinizde, üstelik zihnen ve bedenen öylesine yoğun ve yorgun bir dönemde... Karısı tarafından terk edilen "adsız" ressamın peşinde en derin korkunuz eşlik ediyor size de farkında mısınız? Karşınızda dikilip fısıldıyor, sarsılıyorsunuz!

Öte yandan sürekli mağdur olarak gördüğünüz bir ülkeye dair gerçekler bir süredir aklınızda ve yenileri ekleniyor. Bir ülkenin içinde ve dışında olup bunları konuşabilmek ya da derine gömmek... Söylenecek ne çok şey var dilinizin ucunda, en iyisi es geçmek, kimbilir... Konuşulmadığında ortaya çıkanlar asıl sorun! Ruh bilimcilerin yaptığı gömüleri yüzeye çıkarıp, arındırmak değil mi bir bakıma... Her neyse...

Kumandanı Öldürmek bir Haruki Murakami romanı... Kuyusuyla, kedisiyle, tarihiyle, Batı'sıyla, sıradanlığa eşlik eden fantastikliğiyle ve maalesef sonuyla. Bir süredir sonlardan umudumu kesmiş durumdayım. Gümbür gümbür gelen sayfalardan sonra havası kaçmış balon etkisi veren sonları göğsümü gere gere karşılıyorum. Azıcık söylenmiş, dalga geçmiş de olabilirim ... Buna da hakkım var sanırım ne de olsa o artık sayfaları bana emanet edilmiş, saatlerce, günlerce ilişki kurarak beklentiye girdiğim bir roman...


Arka Kapak

"Hepimiz hiç kimseye açamadığımız sırlarla yaşıyoruz...

Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük yazarlarından olan Haruki Murakami'den gerçek bir şahaser... İlmek ilmek örülmüş bir gizem hikayesi...

Kumandanı Öldürmek yalnızlığı bir yük olarak görmeyen, yeri geldiğinde yalnızlığını bir madalya gibi göğsünde taşıyanlar için yazılmış bir roman. Tıpkı bir dağ başında yalnız bir hayat süren, bu yalnız varoluşuyla gizemli bir şeyleri hayatına davet eden roman kahramanı gibi.

Bu muhteşem romanı okurken yol arkadaşlarımız yine müzik olacak... Mozart'ın Don Giovanni'sini, Strauss'un Güllü Şövalyesi'ni başucu müziği yapacağız.

Kumandanı Öldürmek gizemli labirentlerinde kaybolurken Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby'sine selam gönderecek, Orwell'ın 1984'ünü yazarken inzivaya çekildiği o adayı merak edeceğiz... Ve hepsinden önemlisi "büyülü bir dünya"da yaşadığımızı bir kez daha anlayacağız.



1 Mart 2019 Cuma

Işık Ülkesinden - Zeynep Göğüş



"Kendimiz için de yeni olan şeyler yazarken, kendimizin ne kadar uzağına gidebiliriz?


Önünde sonunda kendimizi yazarız. Yaşadıklarımız, duyduklarımız, hissettiklerimiz üzerinden "biz" oluruz. Hepimiz hikaye anlatıcısıyız. Anlata anlata hem bizi biz yapan hikyeleri, hem de hikayeleri hikaye yapan kendimizi "kuruyor" ve sonunda anlatmaktan hoşlandığımız hikayelere dönüşüyoruz. Bir bakıyoruz; ne kadarının gerçek, ne kadarının kurmaca olduğunu ayırmamız imkansız hale gelmiş. 

27 Şubat 2019 Çarşamba

Kırlangıç Çığlığı - Ahmet Ümit




Yaşanıp bitti diye düşünüyoruz. O çekmece kapandı. Zihnin derinliklerinde kayboldu sanıyoruz. Çünkü zaman her şeyin ilacı, zamanla geçer, hayat devam eder ya hep. Oysa kapanmayan çekmecelerde birikenler tökezletip, alabora ederken devam eder hayat... Dehşet içinde çözüm ararken kendimize iyi gelecekleri yapmaya çalışırken çekmeceler taşıyor... Yalnız kendimize değil çevremize de zarar vererek...

20 Şubat 2019 Çarşamba

Kırlangıç Çığlığı Ahmet Ümit




"Başını yukarı çevirdi Evgenia.

"Şarkı söylemiyorlar Nevzat." Gözleri uçan o güzelim kuşlara takılmıştı. "Ölen arkadaşlarının yasını tutuyorlar." Başını indirdi, kederle gözlerimde durdu. "Sevinç çığlıkları değil bunlar, acı dolu haykırışlar. Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış."

Gülümseyerek sordum.

"Güzel hikaye, nerede okudun?"

Yüzündeki keder zerre eksilmedi.

"Okumadım, Medeni anlattı. Kendilerini kırlangıçlara benzetiyordu. "Biz de göç sırasında yakınlarımızı kaybettik, ama şu kuşlar kadar bile olamıyoruz. İnsanları rahatsız etmemek için yasımızı bile tutamıyoruz." dedi.

10 Şubat 2019 Pazar

Hikaye Avcısı - Eduardo Galeano



 "Ben de bir çocuk oldum, "Tanrı'nın bir melekçiği'ydim.
Okulda öğretmenimiz bize, İspanyol fatih Balboa'nın Panama'daki bir zirveye çıkıp bir tarafta Pasifik Okyanusu'nu, diğer taraftaysa Atlantik Okyanusu'nu gördüğünü öğretti. Kadın öğretmenimiz bize onun iki denizi aynı anda gören ilk insan olduğunu söyledi.

Ben elimi kaldırdım:
"Senyorita, senyorita."

Ve sordum:
"Yerliler kör müydü?"

Okuldan ilk kovuluşum oldu" Sh 236

Terk edilmiş, yitik, tozlu sokaklar geliyor aklıma, güneşin hüzünle doğuşunu izlerken... Geçmişin şaşalı günlerini anımsamaya çalışarak parıldamak istiyor. O neşeli  kalabalığın nerede olduğunu merak ederek... Öncesi mi yerliler! İnsan olarak anılmayan, medeniyet için katledilen yerliler...

Doğduğum coğrafyada gece sabaha devrediyor nöbetini... Az sonra dinginlik yerini bir karmaşa, koşturmaya bırakacak... Evi saran nefis demli çayın kokusu gibi aklımı saran onca düşünce... Savaşçı, işgalci olarak suçlanırken dünyada olup biteni izlemek... Her coğrafyada öğretilen tarih ve sözcüklerin ardındakiler. Gücün yazdırdığı tarih aklımda, sordurduklarıyla...

Eduardo Galeano, bir hikaye anlatıcısı, sorular sorduran geçmişin duru gerçekliğine ışık tutan. Tüm çarpıcılığıyla tüm dünyadan hikayelerle her daim hatırlanacak, hatırlatacak olan...

Arka Kapak

"Eduardo Galeano dünya denen cangıla bu kez ömrünün son dalışını gerçekleştirip, hepimizi derinden sarsan küçük hikayeler avlıyor...

Eşitsizliğin, şiddetin ve adaletsizliğin gemi azıya aldığı geçtiğimiz yüzyılın dökümünü sevgi ve mizah yüklü sözcüklerle aktarırken, direnişin ve düş gücünün de yaygınlaştığını, insanlıktan her şeye rağmen umut kesmememiz gerektiğini bir kez daha vurguluyor.

Bütün kıtalardan ve bütün zamanlardan ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlananların sesinin yorulmak bilmez taşıyıcısı, yazar, tarihçi, şair, anlatıcı, hatırlatıcı ya da John Berger'in o güzel tanımıyla "dünyanın vicdanı" Galeano, üzerinde titizlikle çalıştığı, vasiyet niteliği taşıyan bu kitabında da geçmişteki ve günümüzdeki sömürücülerle diktatörlerin leşçiliğine ve ahlaksızlığına karşı halkların insanlık ve haysiyet adına mücadelesini efsaneler, anekdotlar, gerçek hayat hikayeleri ve olaylarla anlatmaya, dünya halklarının direniş belleği olmaya devam ediyor.

Yazarın ölmeden önce tasarladığı, tamamlanmamış son projesi "Karalamalar"dan bir seçkinin de yer aldığı Hikaye Avcısı ilk kez Türkçe'de...  

29 Ocak 2019 Salı

Sanatla Direniş - John Berger



Sabahın gölgelere teslim muhteşem sarılığında ya da gecenin ıssız saatlerinde cümlelerinde kayboluşumu nasıl anlatabilirim? Yalıtılmış, dingin halimi ifade etmenin bir yolu olsa... Her seferinde öğrendiğim, farklılıklarına bayıldığım fikirler... Benim gibi dikkati dağınık birini içine çekiveren sanatla harmanlanmış kitaplarında dolaşıyorum vakit buldukça. Farkındalığımı arttırarak, farklı bakış açılarında dolaşarak...

5 Ocak 2019 Cumartesi

Platon Bir Gün Bir Karikatür Çizer - Thomas Cathcart- Daniel Klein



İlkokul birinci sınıfta "yeter bu kadar oyun biraz da ders çalışalım" diye kendi kendine söylenen bir çocuk hakkında ne düşünürsünüz? Sıkıcı mı dersiniz? Yoksa zaten bütün günü bahçe ve sokakta oyunla  geçen bir çocuğun,  merak dürtüsüyle farklılıklara  yönelmesi midir?  Ve bu çocuk büyüdükçe nasıl olur sizce? Azıcık ciddi hatta sıkıcı olduğum doğru sanırım. Öyle ki karikatürlerle bile pek aram olmadı çoğu zaman.

4 Ocak 2019 Cuma

İstanbul İstanbul - Burhan Sönmez




Daracık bir karanlık, nemli... Kan kokusu sidiğe karışmış, acı tüyler ürpetici sessizliğinde... O nefis gökdelenlerin birinin dibi belki. Belki yüzyıllık bir binanın karanlığı... Acı içinde her yan. Acı, hikayelere karışıyor, küçük insanların kocaman dünyalarından  sürgün veriyor sözcükler.

31 Aralık 2018 Pazartesi

Manves City - Latife Tekin



Sanayi devimiyle, çarklar arasında kaybolan işçi sınıfına dair bir nevi John Steinbeck romanı okuyor gibi tam da öyle değil. Çünkü sanayi devrimini geçirmiş, işin teknoloji kısmındayız ve insan köleleştirilmekten öte bir kenara atılıyor. Sonuç gene aç gene çaresiz. Üstelik doğayı yok etme işinde öyle ilerlemişiz ki betonlardan, madenlerden göz gözü görmüyor. Aman boş  yer kalmasın. Bu Anadolu'nun tarımla geçinen insanını da çoktan bir kenara itmiş. Çıkış yolu bulmaya çalışan insanlar, sermaye karşısında oradan oraya savruluyor.

30 Aralık 2018 Pazar

Sürüklenme - Latife Tekin




Ağır soğuk algınlığı, uyku, uykusuzlukla geçen günlerde elimdeydi Sürüklenme. Bilinçle uyku arasında sanrılara teslim olmak gibiydi sayfalarda ilerlemek. Sanki bir masalda bir kadının peşinde sürükleniyordum. Oysa anlatıcının ne adı ne cinsiyeti belliydi.  Bir yandan öksüren, nefes almakta zorluk çeken, ayakta duramayan bir okur diğer yanda oradan oraya sürüklenen, "toprakla arayı soğutan"  bir anlatıcı...

28 Aralık 2018 Cuma

Kendi Işığında Yanan Adam - Ercan Kesal



Görsel sanatlar, hayatıma usul usul sızarken sinema filmleri aile aktivitesi kıvamında hala... Fotoğrafsa en büyük payı çoktan kapıp, neredeyse en geniş yeri kendine alırken bir de video çıktı. Baktığım her şeye bu gözle bakar oldum. İyi mi kötü mü insanın sevdiği işlerle sarıp sarmalanması bilemiyorum. 

25 Aralık 2018 Salı

Pak İnsanlar Ülkesinde -Kenizé Mourad




Discovery Channel'daydı sanırım, dahice fethedilen on şehirden bahsediliyordu. Bizim yeniçağın başlangıcı olarak kabul ettiğimiz İstanbul'un fethine sıra geldiğinde, gemilerin karadan geçirilmesi falan anlatılmadı. Şehrin alınması,surları dövmek için icat edilen güçlü toplara bağlandı. Zaten Avrupa, İstanbul'un fethini yeniçağ başlangıcı olarak kabul etmiyordu değil mi? Bu bilgiler, kendi sınırları içinde kahramanlık hikayeleriyle yetişmiş bir kaç cümleyle dünyaya kafa tuttuğunu sanan bir toplum için değişik ve uzak  geliyor değil mi?

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...