kitapkulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitapkulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2018 Salı

Aile Çay Bahçesi - Yekta Kopan




Kırık dökük yaşamlar, kırık dökük adımlarla yol almaya çalışan onca insan... Geçmişin kuyusundan çıkamayan kan bağları... Onca çocuk, örselendiği zamanları içinde sımsıkı tutan. Yaralarının farkında olmadan uzaklaşan, yalnızlaşan, mutsuz bir hayatın içinde dönüp duran... Ne çok insan, ne çok yaşam birbirinden uzakta kanayıp duran...

26 Eylül 2018 Çarşamba

Labirent - Burhan Sönmez



Bir gece yarısı... Evi saran dem kokusuyla yudum yudum okuyorsunuz,  sayfaların arasında kaybolduğunuz zamanlar... Ya da bir parkta sonbahar yaprakları arasında ya da deniz kenarında hafif rüzgarın eşlik ettiği... Cümlelerden sarhoş, başınızı kaldırdığınızda nerede olduğunuzu anlamaya çalıştığınız... Tüm algınızın açık olduğu nefis zamanlarda bir "labirent"te  kayboluyorsunuz düşünün...

26 Şubat 2018 Pazartesi

Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura – Ayfer Tunç


Kader, “hadi canım film konusu bu, gerçek hayat olamaz” dediğimiz olayların, insanların karşılaşması bir yandan da… Düşünün, çok mutlu bir aileye birden bire gelen genetik bir hastalıkla her şeyin bir daha eskisi gibi olamayacak şekilde değişeceğini, gizli sırların, hallerin ortaya çıkacağını kim tahmin edebilir. Çoğu insanın bizim başımıza gelmez dediklerinden… Ama oluyor işte, hayat akıp giderken hiç hesaplamadıklarımız bizi buluveriyor. Çocukluğumuzu, geçmişi her daim yanımızda taşırken sürprizlerle var hayat ya da kader… Bir kum tanesinden akan taneciklerle ya da yazı yerine tura gelseydi dediklerimizle…

28 Ekim 2017 Cumartesi

Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk – Rollo May


Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe takımlarının gücü ve etki alanı konusunda hepimiz hem fikirizdir. Oysa “mit”lerden bahsetmeye başladığımda, konuyla biraz ilgiliysek geçmişe doğru kayar zihnimiz hatta burun kıvırabiliriz fazlaca kültürel bulduğumuz için. Peki size bu futbol takımlarının birer “mit” olduğunu söylesem… Toplumların kimlik arayışlarına cevap verirken futbol takımlarından, geleneklerinden, ahlaki değerlerine uzanan mitleri oluşturduklarını eklesem sonra da…

19 Eylül 2017 Salı

Doğu’nun Limanları – Amin Maalouf


İlk defa bir kitabı elime aldığımda, başka bir romana başlıyormuşum gibi hissettim. Sanki elimde Kürk Mantolu Madonna vardı ve bir insanın gizlerini takip edecektim. Öte yandan İstanbul, Lübnan, Fransa derken yazarın köklerine dair verdiği ipuçlarını merak ediyordum. Amin Maalouf,  her ne kadar Fransız Akademisi’ne kabul konuşmasında, Lübnan’ın Fransa sömürgesi olduğu dönemi çok üstelemese de farklı bakış açısıyla tarih romanları konusunda çok şey öğrendiklerimdendi.

21 Mayıs 2017 Pazar

Kayıp Zamanın İzinde Swann'ların Tarafı - Marcel Proust


Çok ama çok düşkün olduğunuz annenizin ardından bir ağıt yakmak istediniz diyelim. Ve bunu tıpkı onun istediği gibi yatakta, onun bakımına muhtaç olarak yaptınız; cümleler, sayfalar, ciltler, yıllar boyunca… Acınızı azaltır mı?

Çok başarılı doktor bir baba ve erkek kardeşin gölgesinde yıllarca bir işte tutunamayan Marcel Proust’tan bahsediyorum. Ataerki bir ailede, annesinin kanatları altında, dünyaya kadın duyarlılığının da ötesinde bir pencereden bakabilen yazar.

Uzun süredir edebiyatta sadelikle gelen derinliği sevdiğini söyleyen biri olarak neyle karşılaşacağımı bilmeden başladım Swann’ların Tarafı’na. Öncesinde okuduğum Hazlar ve Günler’deki betimleme ve insan doğası çalışmalarından romanı tahmin etmeye çalıştım. Hazlar ve Günler değişikti. Hani Guernica’nın parçalarını çizdiği taslaklara baktığınızda heyecanlanırsınız ya öyle bir şeydi hissettiğim. Yirmili yaşlarında insan doğasına böylesine hakim birinin içimde koparacaklarının ayak sesleriydi, usul usul gelen…

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Hazlar ve Günler - Marcel Proust



Aşk acısıyla yanıp tutuşurken can derdine düşünce öldüreceği sanılan o acı nereye gider? Ya da sanat barış zamanlarına mı özgüdür? Refah içinde yaşamla, yoksullukta hissedilenler farklı mıdır? Gerçek nedir? Başlayıp biter mi? Fiziksel ve duygusal acılar arasında fark var mıdır? Uzunca bir süredir bu sorular zihnimde dallanıp budaklanırken karşıma aşağıdaki paragraf çıkıverdi. Hazlar ve Günler’in önsözünde… Proust’la ilgili düşüncelerim ağır ağır değişiyor muydu?  

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Üst Kat Komşusuna Mektuplar – Marcel Proust


Buluşma notunun geldiği bir mektup ya da taziyelerini ileten… İnternetin hatta telefonun bile olmadığı bir dönem hayal edebiliyor musunuz? Kalem kağıtla şahaserler yaratılan. Özenerek  aşkınızı anlattığınız mesela… Kalp çarpıntılarıyla cevap beklediğiniz… Dolmakalemlerin göz kamaştırdığı, mürekkebin elinize bulaştığı, kurutma kağıdı kullandığınız belki. Bir de yazıştığınız kişinin detaylarda üstad, sürekli hasta olan bir efsane olduğunu düşünün…

7 Mayıs 2017 Pazar

Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir - Alain de Botton


Van Gogh’u acılar çekerek ünlü bir ressam olması mı yoksa  normal bir hayat sürerek mutlu olması mı diye düşündüğüm çok olmuştur. Hastalığı nedeniyle değişik renk algısının çığır açması yerine kulağını kesmediği, kendini daha iyi ifade ettiği bir hayat… Bu konu, farklı ya da dahi olmaktansa hayatın sıradanlığında mutlu olmak diye geçiyor genelde aklımdan. Aynı şekilde Proust’un hayatı mı yoksa kardeşininki mi diye sorabilirim rahatlıkla…

Botton, sorulara verdiği farklı cevaplarla hep olduğu gibi, bu konuya bakışımı değiştiriyor. Madem acı çekilen bir hayat yaşanıyor yani bu kaderse neden verimli olmasın? 

18 Mart 2017 Cumartesi

Kutsal Gece - Tahar Ben Jelloun


Dinleyicisini yitiren anlatıcıyla bambaşka bir kitapta hissetmiştim, Şair’in Romanı’ndanın satılarında gibi… Toplanan insanlara, anlatıcıya hayran, dinlemek ister miydim hikayeyi hele de bacha poshlara gidip gelen aklımla? Kutsal bir gecede, bir Kadir Gecesi’nde yapılan bir itirafla başlıyordu kitap. Umutluydum, kurtuluşun, kendini bulmanın izlerini süreceğimi düşünüyordum. Yanılmışım… Erkek egemen bir toplumda olanların ağırlığı çöktükçe çökecekti üzerime…

22 Şubat 2017 Çarşamba

Yol Arkadaşım - Havaalanı Yazıları- Gündüz Vassaf


Uzun otobüs yolculuklarımı yazmak istedim. Derin uykulardan anonslarla uyanıp, bir koşu tuvalete gidişlerimi, titreye titreye çay içişlerimi, hiç tanımadığım insanların iç döküşlerini, çevremdekilerin hissettirdiklerini… Çalakalem yazılan notlar aynılıklara yenildiler ya da anın tadını çıkarma hallerime. Ne de olsa ritüellerim vardı, aynı güzergahlarda… Şimdilerde havaalanları var hayatımda çoklukla, gene ritüeller eşlik etse de;

3 Şubat 2017 Cuma

Semaver – Sait Faik Abasıyanık


Kurtuluş Savaşı’nda Elif’in kağnısını biliriz, yavuklusunu değil. Anaların yaptığı fedakarlıkları okuruz, oğullarını nasıl doğurduklarını değil. Mehmetçik yürümüştür düşman üstüne, dökmüştür denize, sulamıştır Vatan toprağını kanıyla. Savaş bir bütünden bahseder. Evet çok, çok fazla acı, kandır her yan. Kurşunlar havada uçuşur. Savaş varken feda edilir vatan uğruna her şey ve herkes. Ve muhteşem bir savaş kazanılmış Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cumhuriyet ilan edilmiştir. Yıl 1923’tür.

14 Ocak 2017 Cumartesi

Sıfır Noktasındaki Kadın - Neval El Seddavi


Bir gece yarısı, zihnimde bıçak keskinliğinde bir hisle kalakalıyorum. Biliyordum acıtacaktı, uyutmayacaktı, karmakarışık olacaktım günlerce. Biliyordum… Ama bu kadar değildi beklediğim. Bu kadar keskin, net ve sert ve derin!

Karşımda minicik bir kız çocuğu, çok zeki, gözlerinin derinliğinde dünyayı biriktiren. Biran yazar, Firdevs’in yanına teyple mi girdi diye düşünüyorum. Böylesine güçlü bir anlatımı Firdevs’e yakıştırıyorum ama sonra Neval El Seddavi’nin tıp doktoru olduğunu ve psikiyatriyle ilgili bir araştırma için hapishaneye gittiğini hatırlıyorum. O küçücük kız çocuğunu almış, yeniden doğuruyor her seferinde. Yalnızca bebekken her  düştüğünde kaldıran annesinin gözlerindeki ifadeyi her gördüğünde, o karanlığın içinden tekrar doğuyor Firdevs. Önce İkbal’e sonra İbrahim’e annesine duyduğu bağlılığı hissediyordu belki de…

11 Ocak 2017 Çarşamba

İnce Memed 1 - Yaşar Kemal


Güneşte ışıldayan öbekleri merak etmiştim uçaktan. Sıklıkla tekrarlanıyordu. Yolumuz Kars’a doğruydu. Anadolu’yu adım adım öğrenmeye sevdalanmıştım bir kez. Sonra her bir parıltının saç dam olduğunu farkedince çok utandım. Her bir öbek, bir köydü. Her damın ayrı hikayesi vardı. Küçücük dünyaların kocaman hikayeleriydi belki de. Ve damların metal değil toprak olduğu bir zamana doğru kaydım işte. Kuzeyden güneye doğru… Aklıma işlenen renkleriyle, kokularıyla, Anavarzası’yla güneye doğru… Oraları görmeden, tekrar okumam diyordum. O kadar renk olabilir mi doğada diyordum. Adana, Anavarza, Çukurova’ya gittim. Renklerin ve kokuların insandan değil doğadan geldiğini defalarca gördüm, kokladım. Üstelik tüm Anadolu’da… Doğadan öğrendikleriyle doğayı yok eden insan!Şimdiyse Toroslar’a dönme zamanı. Toprak damların içindeki, sarp kayaların ulusundaki kocaman hikayelere tanıklık etme zamanı. İnce Memed’le tanışma zamanı…

7 Ocak 2017 Cumartesi

Ayışığında "Çalışkur" - Haldun Taner


Her katta yanan ışıklar, gecenin karanlığına eşlik eden… Evlerden taşan hikayeler… 

İstanbul, yıl 1954… Dolunayın güzelliğinde, bekçi bir sigara yakar ve hikaye başlar. Çalışkur apartmanında oturanlar ve o gece tesadüfen orada olan fakir bir çifte dair… Kısacık bir öykü… Ve Haldun Taner’in okuduğum ilk kitabı…

20 Aralık 2016 Salı

Ses ve Öfke – William Faulkner



Hemen her toplum, farklı zamanlarda da olsa belli aşamalardan geçmiş. Okuduğunuzda içinizi sızlatan, kabınıza sığmaz hale getiren hikayeler aynı gibi geliyor bazen, farklı toprakların kokusunda, isimler farklı, deri renkleri farklı olsa da aynı işte… “Bilinç akışı” tekniği bu yüzden denenmiş olabilir mi sahi? Hikayelere farklılık katmak için. İlk defa Engin Geçtan’ın seanslarından sonra aklına gelenleri aktardığı romanlarında karşıma çıktığını düşündüm ama değildi. Burada yazar, karakterlere bilinç akışı tekniği uyguluyordu yani onların düşünce akışlarına göre yazıyordu. Bu gerçekten çok zor hele de zihinsel engelli bir karakteriniz de varsa olay örgüsünde…

21 Ekim 2016 Cuma

Küre -Murathan Mungan


Yarım yüzyıllık bir ilişki. Bir küsüp bir barışarak, ille de hayranlıkla. Tek taraflı olmuş, tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış kimin umurunda… Hem yazarın kaleminden çıktıktan sonra o dizeler, satırlar okura ait değil midir zaten? Sonra mı, geceler boyu okunanlara romanlar eklenmiş yıllar içinde…

4 Ekim 2016 Salı

Duman - John Berger - Selçuk Demirel


Duman diye bir film seyretmiştim bir ara. Bir adam her gün aynı saatte aynı yerin fotoğrafını çekiyordu. Fikir ilginç geldiğinden olmalı, aklımda kalan tek şey bu…

Her daim bayıldığım John Berger, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diye başlamış, Önsöz’de, atom bombalarından bahsederek. Sonra sigaraya, sigara topluluklarına geçmiş. Siz de şehirlerarası otobüslerde aynı dertten mi muzdariptiniz. 16 saatlik Samsun İzmir arasında otobüs, nasıl duman altı olurdu anlatamam. Bir de 45 dakikalık molalardan sonra bir de araca binip yakanlar vardı! Her seferinde midemin bulanacağını, torbalarca kusacağımı düşündüm. Ama hiç olmadı.

7 Eylül 2016 Çarşamba

Tatar Çölü – Dino Buzzati



İşe alımlarda gençlere öncelik tanınmasına çok şaşırırdım eskiden. Çok genç, dinamik, günler ve gecelerce çalışabilecek durumdaydım, çalıştım. O yaşlarda her şeyin mümkün olduğunu düşünür ya  insan, Mungan’ın “gelecek uzun sürer” dediği yaşlardan bahsediyorum… Sahi gelecek uzun sürerdi değil mi?

28 Ağustos 2016 Pazar

10 Kitaplı Bir Eylül Etkinliği


Çevremdeki küçücük çocuklara bakıyorum, öyle masum, öyle doğal ki tepkileri… Onlarla sohbet etmek dünyalara bedel benim için… Sadece bu yüzden hayallerime eklemeler yapmak hoşuma gidiyor. Çocuklar da var artık hayallerimde, ille de benim olmaları gerekmiyor. Hele de bu kadar acı varken dünyada… Çocuklarımızı canlı bomba yapacak kadar acımasızlaşan bu dünyada, onlara verebilecek çok şeyimiz olmalı. En başta sevgimiz… Sahip olabileceğimiz en büyük varlık sevgimiz olmalı, çocuklarımızla bonkörce paylaşabildiğimiz…

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...