yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2013 Pazartesi

Mutluluk Dolu Olsun Gelecek Güzel Günler...


Yılın son günü. Dün sabah peşpeşe gelen kargolarla günümün güzelleşmesi çok hoştu doğrusu. Hediyenin ufağı büyüğü değil hatırlanmak en güzel olanı. Bu arada yazı etkinliğinde son gün ama benim yazacak henüz sekiz günüm var. En iyisi karma yapayım dedim kalan günleri. Birkaç cümleyle de olsa alıştırma yapayım, konularla ilgili zihnimde başlangıçlar yapayım istedim.

29 Aralık 2013 Pazar

Bir Yürüyüş - Ayvalı Yerelması


Bir sahilde çevreyi inceleyerek yapılan bir yürüyüş uzunca bir süre aklımda kalmıştı. Fransız Teğmen’in Kadını’ndandı sanırım. Feodal dönemle sanayi devrimi arasında mıydı? Sahil İskoçya’da mı yoksa Fransa'da mıydı Tek başına mıydı? Uzun zaman oldu tam olarak hatırlayamıyorum. Ama o yürüyüş bir dönem bana eşlik etmişti hep. Sahi neydi beni o kadar çeken? Yaşam şekli miydi? O zaman 22.gün konusuna istinaden geçmiş yaşamımda sahilde yürüyen biri, hadi bir çocuk olayım : )

28 Aralık 2013 Cumartesi

Sisler Altında ve Etli Balkabağı Çorbası


Her sabah denizle yıkanan o tatlı kayalıkların oyuklarında bir yengeç ailesi yaşarmış. Suyun içinden yeryüzüne bakarken her şeyi sisler içinde görür, su çekildiğinde gözlerini kırpıştırır, şaşırır ama hayatlarını daha da güzel sürdürürlermiş. Birgün şiddetli bir fırtınayla birlikte her daim dost olan deniz onları kilometrelerce uzaklara savurmuş. Evlerinden uzakta bambaşka bir dünyaymış geldikleri yer. Ama şükürler olsun hepsi bir aradaymış. 

27 Aralık 2013 Cuma

"Küçücüksün!" - Maydanoz Salatası

Çocukkenki halim… Şöyle bir düşünme izni istiyorum hafifçe gülerek. Çok kıvırcık bir de üstüne taratmadığım saçlarım geliyor aklıma. Taratmadığım kısmı anacığımın hatırlatması yoksa aksilik yaptığım kısmını anlatır mıyım hiç ? : ) Sonra okulda bangır bangır söylediğim şiirler. Peki biraz daha eski olsun. Yolda bulduğum o bir tomar parayı hemen Emniyet’e götürüşüm ve o zaman devasa gelen o asansöre binişimiz. Peki ya amcanın birinin yolda durdurup “o kocaman çantayla okula mı gidiyorsun sen, küçücüksün” demesi! Nasıl da sinir olmuştum. Hani okula gidince kocaman olur ya insan, hani çok büyür ya. Bazen minicik çocuklara bakarken aynı şeyi düşünüyorum, gülüyorum sonra da. Yok yok bir şey demiyorum mıncırıklara.

26 Aralık 2013 Perşembe

Sayfalarımla...


“En sevdiğiniz kitabın adı yazınıza ilham versin.” Eveeet 18.gündeyiz. Kalan birkaç günde etkinliği tamamlamak gibi bir isteğim var. Ve balıklama atlayıveriyorum yazının içine, “En sevdiğin…” le başlayan soruların her daim verdiği şaşkınlıkla birlikte.

Bol Sürprizli Bir Tatil...

“Bugüne kadar yaptığınız en güzel tatili yarattığınız bir karakter yaşamış gibi anlatın.”diyor 17.günün konusu. Tatil kavramı yıllar içinde evrildi benim için. Yıllarca sıcak, lacivert deniz, kum üçlüsüyle geçen günler yerini aslolanın öğrenmek, incelemek olduğu günlere bıraktı. Ve mümkünse ille de baharlarda. Yani çevresine bilinçli bakmayı öğrenen benden iyi karakter mi olacak diyorum. Hem amaç neydi parmakların pasının atılması, tam gaz devam o zaman…

25 Aralık 2013 Çarşamba

Çay ve Bal

Telefonun her çalışında güzel bir haber için içimin cız ettiği günler. Kendimden aileme, yakınlarıma, dostlarıma kadar herkesten güzel haberler alabilsem artık. Hepimizin sağlıklı olduğu bir dünyada yaşasak. Tüm evren mutluluk ve sağlık ve eşitlik için çalışsa yalnızca. Mümkün mü? Mümkün olsun ne olur!

21 Aralık 2013 Cumartesi

Dua...


Etkinlikte 15.gündür. Bir çocukluk anısı düşünürsün anlatmak için. Yok bir taneyle olmaz,  karma yapayım en iyisi dersin, çocukluğunun padişahıyla birlikte… Sonra bir telefon gelir. Bir bomba düşer tüm çocukluğuna hastanedeki bir çocukla birlikte… Katılır kalırsın! Tek yapabileceğin dua etmektir, gözyaşlarının eşlik ettiği dualar umuda dair, umutla birlikte … 

17 Aralık 2013 Salı

Çamurun İçinde...

“Fırtınalı ve karanlık bir geceydi.”

Göğsü sıkışıyor, acının şiddeti nefes almasını gittikçe zorlaştırıyordu. Çamurun içinde iki büklüm öylece kalakalmış bilincini yitirmek üzereydi. Aniden çakan şimşekle dehşet içinde çevresine baktı. Acı ve karanlık görmesini, düşünmesini engelliyor, neler olduğunu hatırlamaya çalıştığında çamur, panik, korkuyla burun buruna geliyordu her seferinde. İşte kulakları sağıreden bir şimşek daha. Yakınlara düşmüş olmalı. Şimşekle birlikte acısı biter miydi? Kendini çamura bırakırken bir sonrakinin hedefi olmayı diledi belli belirsiz.

16 Aralık 2013 Pazartesi

"O" Evdeki Otlu Börek



Bir yaşa geldiğinizde hayatta en önemli şeyin sağlık olduğunu öğreniveriyorsunuz. Ama insanız ya hayal etmeden de duramıyoruz ille de daha iyisi için. Önceleri başımızı sokacak ev, sonra yetmez oluyor. Biraz büyüsün diyoruz, sonra onun da eksiklerini bulup hayal listemize ekleyiveriyoruz. Kendi adıma rüya evim ruh halime göre değişiyor. Ya da daha çok hastanelerin ne kadar büyük sorun olabileceklerini yaşadıktan sonra mı değişir oldu demeliyim? Her ne kadar şehrinizde özel hastaneler yeterince var gibi gözükse de riskli hastaları nasıl da almadıklarını, kapı kapı dolaştırdıklarını çok iyi bildiğim için büyükşehir aklımı çeliyor doğrusu. 

Sıcacık Huzur...

Zamanın derin çizgilerle ödüllendirdiği yüzü, sıcacık gözleri, telaşsız konuşması neden olmuştu biraz daha kalmak istemesine. Dinlemek, o huzurlu hali biraz daha yaşamak istedi kadın. Mis gibi ekmek kokusuyla uyanmak, pencereden gördüğü yeşil dünyaya biraz daha doymak iyi gelecekti biliyordu.

11 Aralık 2013 Çarşamba

İlk İşim...

11. günün konusuna bakıp ilk işimi düşündüğümde resmi mi yoksa yazlık işi mi yazmalıyım dedim kendi kendime. Sahi hangisini ilk işim gibi hissediyorum? Plaza formatında çalıştığım uluslararası firmadakini mi yoksa henüz çok küçükken kitaplar, kasetler arasında şortla dolaştığım yazlık işi mi?  Çok küçükken dediğime bakmayın üniversite ilk sınıftan bahsediyorum. Konuyu özgeçmişime göre değil hissettiklerime göre irdelemek daha güzel olacak galiba.

10 Aralık 2013 Salı

Ormanlar Kıralı Gücünü Arttırmak İsteyince.


Artık çok uzak diyarlarda kalan ormanların birinde çok güçlü bir kükreme duyulmuş. Tüm hayvanlar, ağaçlar, çiçekler biran nefeslerini tutmuşlar. Kalpleri yerinden fırlayacakmış gibi atarken beklemişler. Sonra ses kesilmiş. İçleri rahatlamış belli ki bir tehlike yokmuş. Artık çok uzak diyarlardaki ormanın, en çok korkulan, güvenileni aslanın ne zaman ve nasıl kıral olduğunu kimse bilmezmiş. Sanki o hep kıralmış ve öyle kalacakmış gibi gelirmiş herkese.

Yarın Ola Hayrola...




Önümüzde uzayıp giden yol, çevremizde çalılar… Bozkırda saatlerdir yoldayız. Bir yandan henüz bir yere varamamanın tedirginliği, bir yandan kaybolmuşluğun keyfi! Elbet çıkacak bu yol bir yerlere diyoruz. Ve işte bir toz bulutuyla birlikte bize doğru gelen araç ve kırmızı damlarıyla köy karşımızda, gittikçe yaklaşırken sevinçle karışık merak hakim oluyor arabamıza.

9 Aralık 2013 Pazartesi

Yetişmek İçin Menzile...


Endişe, korku ağıyla sarılmış hayatlarımızda kendimizden uzakta nereye koşturduğumuza bakmadan gidiyoruz. Gidiyoruz gündüz gece, istesek de istemesek de yetişeceğiz ya eninde sonunda menzile. Oysa çoğu zaman unutuyoruz, an için önemli olan o işe odaklanıyoruz, o sınav kabuslar halinde peşimizi bırakmıyor, çaresiz hissettiriyor sürekli hastalıklar. Oysa gittikten sonra ne zaman, ne sağlık gelmiyor işte…  Çocuklarımız oluyor, onların geleceği için çırpınıyoruz. Hep daha iyisi için hep daha fazla kaygılanırken, kendimizden çok uzaklarda gerçekten ne istediğimizi bilmeden yaşayıp gidiyoruz bu iki kapılı handa.

8 Aralık 2013 Pazar

Menevişli Bir Sabah


Güneşin sıcacık uyandırdığı o nefis sabahlardan biri. Randevum için heyecanla düşüyorum yollara. Yaseminlerin bayıldığım kokusu eşlik ediyor. Bir parça yeşil alıyorum yanıma, yürürken çay istiyor canım. Yok artık o kadar da değil biraz sabretmeliyim demli çayın eve siniveren o güzel kokusu için. Varıyorum beni her daim benden alan lacivertin yanına.

7 Aralık 2013 Cumartesi

Bir Mutfak Penceresi...


“Mutfak penceremin önünde duruyorum.”

Gökyüzüyle birlikte kızıla batmışım. Dinginliğin keyfini çıkarıyorum. Birazdan tanıdık sesler yoğunlaşacak evde, sokakta… Raylarda kayan trenin keskin düdüğü, araba seslerine karışacak, yeni bina yığını için makinalar çalışacak ve insanlar ayazdan korunmak için sıkı sıkı sarındıkları paltolarıyla yollara düşecekler. Çokca ekmeklerinin derdinde, az biraz hayallerinin peşinde…

6 Aralık 2013 Cuma

Birden... Karanlık...


“Işığa batmışım, yanım yörem. Adım atıyorum tuhaf bir beyazlıkta, hareketle hareketsizlik arasında… Şaşkınım. Hiçbir şey göremiyorum. Ansızın kendimi bırakıyorum o yoğunluğa, huzurluyum.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bir Kadın ...

Bir kadın ayakları çıplak, tozlu sokaklarda koşarken birden duruyor, nefes nefese iki büklüm… Kızıl saçları darmadağın, yemenisi çoktan kayıp gitmiş. Kan çanağı gözlerinde dehşet… Görüyor mu, duyuyor mu bilinmez. Sadece şiddetli nefes sesleri… Daha fazla dayanamayacak belli, çöktü çökecek… Son bir gayretle çevresine bakıyor… Sağ taraftaki çalılara doğru bir hamle yapıyor, çalı dikenli ama başka çaresi yok! Bir melek geliyor rüyasına, elinden tutup yemyeşil bir ormana götürüyor. Bütün ailesinin çağlayanla birlikte neşeyle çağıldamasını dinliyor, gözleri yaş içinde kalıyor uykusunda…

3 Aralık 2013 Salı

Bir Ülke Çağırır mı İnsanı ?



Nedense Şili bana hep mahzun, mahrum,  daracık bir alanda sıkışmış, dünyayla bağlantısı olmayan bir ülke gibi gelir. Birgün gidersem kaybolacakmışım gibi… Böyle bir ülkeden Büyük Okyanus’a bakmanın ya da And Dağları’na çıkmanın nasıl olacağını içten içe merak ediyorum ve biraz ürküyorum, tamamen bilmemekten kaynaklanıyor biliyorum ve gitmeyi çok istiyorum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...