Sevgili Seval Abla güzel balkonunda
ağırladı bizi haftasonu. Uzayıp giden masadaki ikramlar mı, sohbetin keyifli
koyuluğu mu, tatlı tatlı gülümseyen güneşte mayışmak mı daha güzeldi bilemedim.
Seval Ablacığım enerjinle, çalışkanlığınla her şeyden öte herkese yeten
kalbinle bana her daim ilham veriyorsun. Bizlere böyle hoş bir gün yaşattığın
için çok teşekkürler…
Acemi ve tuzsuz mutfağım, okuduklarım, yazdıklarım, gezdiklerim, hissettiklerim kısaca sevgili günlüğüm
26 Kasım 2013 Salı
24 Kasım 2013 Pazar
Tarçınlı Çelenk
Çocukken öğretmenime bahçemizdeki güllerden, galalardan
götürürdüm her öğretmenler gününde ve özel günlerde. O zamanlar canım babam
verirdi elime, pek de anlamadan, hediye vermenin keyfiyle verirdim çiçekleri.
Şimdilerde böylesine kutsal mesleği icra eden öğretmenlere ne kadar büyük görev
düştüğünü biliyorum. Daha bir özenmek, şartlarını iyileştirebilmek isterdim.
Tüm öğretmenlerimizin bu özel günü kutlu olsun…
Bugün öğretmenimize çicek yanında neden bu çelenkten de
götürmeyelim? Tarifi her daim beğeniyle takip ettiğim sevgili Sarkaç da görünce hemen denedim, o da bir o kadar keyifli bir günlük olan Ev Atölyesi’nde görmüş bu hoş lezzeti. Güzel tatlar deneyelim,
bol bol okuyacak zaman yaratalım, güzel
haberler alalım bu hafta ve çok çalışarak mutlu edelim öğretmenlerimizi…
22 Kasım 2013 Cuma
İran Günlüğüm -12
Bir adım ötemizde patlamaya hazır bir bomba mı var yoksa patlaması için ısrarla
taciz mi edilecek durmadan? Görüşmeler, durumun hassasiyeti… Uluslararası güçlerin
ne kadar umarsız olabildiklerini mesela Bosna’daki katliamdan bilmiyor muyuz?
Ve İran’ın, İran- Irak Savaşı başında ateşkes ilan edilmişken tekrar
saldırmasını yani ne kadar hırslı olabileceğini ve savaşın 8 yıl sürmesini.
21 Kasım 2013 Perşembe
İran Günlüğüm-11 ( İsfahan)
Ve işte karşılaştığımda içimi
ısıtıveren, yüzüme kocaman bir gülümseme konduruveren o minicik kitap. Varsın
bambaşka bir dil olsun, yüzümdeki ışıl ışıl gülümsemeyle alıverdim kitabı. Ah
İran ne çok sürprizin oldu benim için. Daha sonra cdlere bakarken gene gördüm
Küçük Prens’i, bu sefer sesli versiyonuyla artık abartsa mıydım bilemedim?
İran Günlüğüm -10 (İsfahan)
Ve işte onca gün, onca yoldan
sonra güzeller güzeli bir şehir son durağımız, İsfahan… Bahçesiyle büyülemeye
başlayan oteliyle İsfahan serüvenimize iki gün yetmedi desem…
19 Kasım 2013 Salı
İran Günlüğüm - 9 (Kashan)
Lübnan İran Büyükelçiliği’ndeki
patlamayla güne gözlerimi açıyorum. Ortadoğu bir kazan ve bu kazanın altındaki ateş
birileri tarafından sürekli harlı tutuluyor, tıpkı Zerdüştilerin yüzyıllardır
sönmeyen ateşlerini badem ve kayısı ağaçlarıyla beslemeleri gibi bir şeylerle sürekli
besleniyor bu ateş.
18 Kasım 2013 Pazartesi
İran Günlüğüm-8 (Yezd)
Amin Maalouf Doğu’dan Uzakta’da
savaş nedeniyle ülkesini terk eden genç insanlarla ülkelerinde kalanların
yaşadıklarını, aralarındaki uçurumları, yıllar sonraki hesaplaşmaları, kalanların
yaptıklarının ülkedeki şartlar dahilinde ya da dışarıdan değerlendirilmesini
çok güzel bir dille anlatmıştı bana göre. Kendi yurdunuzda tehdit altındaysa hayatınız,
geleceğiniz, çocuklarınız için bambaşka topraklara, umutlarla yüklü ama bir hiç
olarak gitmek mi yoksa kalıp mücadele etmek mi olurdu tercihiniz?
16 Kasım 2013 Cumartesi
İran Günlüğüm-7 (Persepolis)
Türkiye ve İran’ın yakın dönem
dönemeçlerinin benzer olduğunu söylemiştim daha önce. 1923’te Türkiye
Cumhuriyeti’nin kuruluşu, 1925’te İngiliz destekli Pehlevilerin tahta geçişi. (İnsan
ister istemez Kurtuluş Savaşı kazanılmasaydı neler olacaktı diye ürperiyor
gene.) Ve 1979 – 1980 yılları… Ortadoğu
bir kazan. Petrol ve su kaynaklarının olduğu bu güzel toprakların o kazanda
sürekli kaynatılması, ateşin harlı tutulması gerekiyor olmalı. Şimdilerde her
iki ülke de değişim rüzgarları etkisinde… Rüzgarlar ne tarafa doğru götürecek,
sonuçları hep birlikte zaman içinde göreceğiz elbette…
15 Kasım 2013 Cuma
12 Kasım 2013 Salı
İran Günlüğüm - 5 (Kakuleli Havuç Reçeli ve Kakuleli Çay)
İran’da çok sevdiğim havucun reçeli dikkatimi çekmişti, hemen her yerde var çünkü. Hazır pakettekinin
kıvamını sevmediğim için yemedim. Ama İsfahan’da Abbasi Oteli’nde kıvamından
orada yapıldığı belli olan reçeli yedim biraz. Eve geldiğimde içine kakule
dışında ne eklesem diye bakınırken bulduğum tariflerde meyve suyundan tarçına
eklemeler vardı. Akşamdan şekere yatırmalı mı derken havucun yanma ihtimali
olabildiğini okuyunca ilk denememi suyla yapmaya karar verdim. Normalde tarifte
1 kg havuca 1 kg şeker vermiş, çok tatlı reçel sevmediğim için şeker yarım
kiloya indirdim. Daha önce bir demlik çay için iki diş kakule eklemiştim, az
gelmişti. Cesaret edip buna 3 diş koydum. Tarçın ve portakal suyuyla evdekiler “bayıldı”! Havuç çok da güzel kıvam alıyor bu
arada. Piştikten sonra tarçını aldım içinden, kakuleleri de teker teker topladım desem, zaten az olduğu için alınıyor hemen.
11 Kasım 2013 Pazartesi
Keyifli mi Keyifli Bir Etkinlik
Yazın katıldığım ve alnımın akıyla tamamladığım etkinlik çok keyifliydi. Pınar şimdilerde yenisini düzenliyor. Daha da keyifli bir etkinlik ama tamamlamak için zamanım olmayacak sanırım. Gene de böylesine güzel ve en önemlisi kitaplar ve okumayla ilgili bir etkinliği duyurmak boynumun borcu. İşte kuralları aşağıda, bol kitaplı, bol okumalı, güzel geçen günler dileklerimle...Bu arada yukarıdaki fotoğraf İran - Tus Firdevsi Türbesi'nden. Şahname'nin orjinal el yazmalarından 73kg ağırlığındaymış.
10 Kasım 2013 Pazar
İran Günlüğüm - 4 (Tahran )
En başta da yazmıştım öyle bir
ülke ki değil gitmek, bahsetmek bile ateşten gömlek! En ufak bir sözünüzde
doğru anlatmak istediğiniz şeyler yüzünden durum tersine dönebilir. Amacım
kimseyi kırmak değil. Hele İranlı mihmandarımızın kendi ülkesi hakkındaki bireysel
ve toplu sorulara ne kadar incelikli cevaplar verdiğini de düşündüğümde… Sadece
bildiğim ve gördüğüm şeyleri birleştirip anlamaya çalışıyorum. Umarım günlüklerimin
bütününde kendimi ve gördüklerimi doğru anlatabilirim.
9 Kasım 2013 Cumartesi
İran Günlüğüm - 3 (Tahran)
8 Kasım 2013 Cuma
İran Günlüğüm - 2 (Tahran)
İran’ın doğudaki son güvenli
şehri ve hac merkezi olan Meşhed’den sonra sırada Tahran var. Sondan ve biraz
tebessümle başlamak istedim bu şehri anlatmaya. Ayrılmadan önceki son durağımız
Azadi Anıtı’ydı. Otobüsten indikten sonra biraz hızlı gittiğim için farkında
olmadan guruptan ayrıldığımı fark ettim. Arkamı döndüğümde kimse yoktu. Önümde
anıtı görebiliyordum ama arada arabaların harıl harıl geçtiği yol vardı.
İran’ın en güzel taraflarından biri korna kirliliği olmaması ama araçlar da
durmuyor öyle geçmeniz için. Kalakaldım
bir an… Sonra yanda karşıya geçmeye hazırlandığını düşündüğüm tek bayana yaklaşıp
anıtı ve arabaları gösterdim. Artık yüz ifadem nasılsa kadıncağız tam olarak “elimi
kaparak” arabaları durdurdu ve karşıya geçirdi beni. Teşekkür etmeye çabalarken
gülümsedi ve gitti. Çok tatlıydı. Sanırım bu olayı ve o “anlık” panik duygumu
gülümseyerek hatırlayacağım her daim.
6 Kasım 2013 Çarşamba
İran Günlüğüm -1 (Meşhed, Tus)
Öyle bir ülke ki değil gitmek,
bahsetmek bile ateşten gömlek gibi… Ne oldu, nasıl olduysa usul usul aklıma
girip çağırdığında, bu çağrıya kayıtsız kalamayıp yola düşmeye
hazırlanınca başladı herşey…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
















