8 Kasım 2017 Çarşamba

Başlangıç - Dan Brown

 “Görüyor musunuz? O halde size şu ünlü soruyu sorayım: Teknoloji olmayan bir dünyada mı yoksa dini olmayan bir dünyada mı yaşamayı tercih ederdiniz? Tıp, elektrik, ulaşım araçları, antibiyotikler olmayan bir dünya da mı yoksa …” *

Böyle bir soru popüler miydi sahi? Daha önce hiç düşünmemiştim ya da açıkça düşünmemiştim demeliyim belki de. Evet bilimin ilerlemesiyle dinlere inanış arasında ters orantı olabilirdi belki ama direk olarak bu soru… Böyle bir tercih hiç aklıma gelmemişti. Tam da mitler, inanışlar arasında, geçmişle bugünü anlamlandırmaya çalışırken böyle bir soru insanlığın nereye gittiğine dair bir ipucu muydu?

28 Ekim 2017 Cumartesi

Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk – Rollo May


Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe takımlarının gücü ve etki alanı konusunda hepimiz hem fikirizdir. Oysa “mit”lerden bahsetmeye başladığımda, konuyla biraz ilgiliysek geçmişe doğru kayar zihnimiz hatta burun kıvırabiliriz fazlaca kültürel bulduğumuz için. Peki size bu futbol takımlarının birer “mit” olduğunu söylesem… Toplumların kimlik arayışlarına cevap verirken futbol takımlarından, geleneklerinden, ahlaki değerlerine uzanan mitleri oluşturduklarını eklesem sonra da…

18 Ekim 2017 Çarşamba

Din ve Psikiyatri – Irvin D. Yalom


Son dönemde, Nietzche’nin dinle ilişkisine dair o kadar çok üstelik birbirinden farklı o kadar çok yorum okudum ki. Hatta henüz yazamadığım Eliade’nin Kutsal ve Kutsal Dışı’nda ateistlere, Marx’a dair yorumlar dilimi yutmama neden olabilecek düzeydeydi. Bildiklerimi tepetaklak yuvarlarken ateistlerin de, din benzeri aitlikleri, ritüelleri şaşırtıcı geliyor bana. Sanırım bu biraz demlendikten sonra yazabileceğim bir konu olacak. Öte yandan örneğin günah çıkarma insanın konuşma ihtiyacını giderebileceği bir terapi değil mi sizce de. Ya da toplu ibadet etme, bir topluma aitlik hissi gurup terapileri gibi geliyordu son zamanlarda… Dinler tarihinde bebek adımlarıyla da olsa ilerlerken yıllar sonra tekrar okuyacağım bu konuşmada nelerin dikkatimi çekeceğini gerçekten merak ediyordum.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Sardalye Sokağı – John Steinbeck


Gecenin Sonuna Yolculuk, üç kıta, iki savaşı anlatırken bıçak keskinliğiyle savurur atar bizi de. Satırların peşinden Afrika’ya, Amerika’ya gider, çamurlara bulanır, kaçar, sevgiyi bırakır, Avrupa’ya biraz da buruk bir hayata döneriz. Amerika’da Ford fabrikasında çalışırız birlikte. Ford’un dahice fikriyle kapitalizme kazandırdığı seri üretime eşlik ederiz.

29 Eylül 2017 Cuma

Zerdüşt’ün Sırrı – Osman Balcıgil


Harabeler arasında durup, nehre ve karşı kıyıya baktığımda yani tüm o dinginliğin içinde, şaşkınlıkla olanları düşündüğüm anı unutamayacağım sanırım. Ani’den bahsediyorum evet. Oradaki tüm o yapıların içindeki ateşgah kalıntısından pek bahsedilmez. İpek Yolu üzerinde bulunan bu kent, talebe göre şekillenirken şehre gelen Zerdüştiler için böyle bir ibadet merkezi yapılmış belli ki zamanında. Ticarette olduğu gibi devletlerin yönetiminde de çıkarlar söz konusu her daim. Hititlerin fethettikleri ülkelerin Tanrılarını da kabul ederek, bin tanrılı olarak anılmaları bu yüzden. Hal böyle olduğunda Perslerin Ahameniş Hanedanından Krallar Kralı olarak anılan Kserkses’in tutumu anlaşılabilir belki de! Peki sizce amaca giden her yol mübah mı?

24 Eylül 2017 Pazar

Unutkan Ayna – Gürsel Korat



Malatya Aslantepe’deki Hitit kalıntılarında, geçmişe tanıklık eden, işaretli dokuz katmanı görmek çok etkilemişti beni. Binlerce yıl üste gelenler, yaşananlar, kurulan hayatları gösteriyordu bir nevi. O günden bugüne iz olarak kalan… Gürsel Korat, romanları üzerinde düşünürken bu katmanlar geldi aklıma. Bir bölgede yüzlerce yıl yaşananları anlatıyordu. Tanıklık eden masalsı peri bacalarıyla birlikte…  Binlerce yıldır akan kanı, kurulan şehirleri, dönemlere eşlik eden kozmopolit yapıyı. Geçmiş zamanı anlamaya çalışabilirdik sadece, düşünmeye çalışarak, şiddetli kalp ağrılarıyla…

19 Eylül 2017 Salı

Doğu’nun Limanları – Amin Maalouf


İlk defa bir kitabı elime aldığımda, başka bir romana başlıyormuşum gibi hissettim. Sanki elimde Kürk Mantolu Madonna vardı ve bir insanın gizlerini takip edecektim. Öte yandan İstanbul, Lübnan, Fransa derken yazarın köklerine dair verdiği ipuçlarını merak ediyordum. Amin Maalouf,  her ne kadar Fransız Akademisi’ne kabul konuşmasında, Lübnan’ın Fransa sömürgesi olduğu dönemi çok üstelemese de farklı bakış açısıyla tarih romanları konusunda çok şey öğrendiklerimdendi.

17 Eylül 2017 Pazar

O Sevdiğim Dünya – Wadad Makdisi Cortas - anlatı


Dünya ölçeğinde mini minnacık bir bölgeden bahsediyoruz, Ortadoğu’dan. Dinler tarihine ilgi duyarken bu bölgeye mıknatısla çekileceğimi, girdabında kaybolacağımı hiç düşünmemiştim. Çıkabilecek miyim onu da bilmiyorum desem… Arapların Gözünden Haçlı Seferlerini okurken yaklaşan tehlike karşısında düşmanlarıyla anlaşan, birbirlerini neredeyse arkasından vuran Arap topluluklarına çok şaşırmıştım. Sonrasında o zamanlar haberleşmenin böylesine yaygın olmadığı bir dünyanın varlığını anlamaya çalıştım. Yani yaptıkları bir nevi Moğollar karşısında, iş birliği yapan Bizans ve Selçuklu durumundan ibaretti belki de. Dünya Savaşlarından önce, bölgede dört yüz yıl hüküm süren Osmanlı gelecekti. Dünya Savaşı’nda bağımsızlık vaat edilmişti, ayaklanmalar için. Fransızlar, Beyrut’a gelirken sevinen halk sömürge bayrağıyla, yaşadıklarının farkına varacaktı. Sonrasında bölge sürekli kaynamaya başladı. Durulacak mı, kaynayan kazan içine çevreyi de alıp büyüyecek mi zaman gösterecek! Sahi size de kuzey Ortadoğu daha kuzeye doğru yollanıyor gibi geliyor mu?

31 Ağustos 2017 Perşembe

Bir Fasit Daire – Berna Durmaz


““Ne yapıyorsun kadın?” diye çıkıştı Cemafer. Gözü donmuş, tavana kilitli, ne eli, ne kolu oynar, bir devinen çenesi.

“Çeneni bağlayalım ki…”

“Bırak kalsın.”

“Deyince, dövüne dövüne mutfağa koştu Semine Kadın. Bir kucak dolusu soğanı yığdı odanın ortasına. Gözünden yaş akıta akıta ortadan ikiye ayırıp odanın her yerine koydu bir yarım soğan. Anasından duymuşluğu vardı, başına ilk kez geliyordu ya, unutmamış bunca zaman. Öldüğünü anlamayan ruhu kaçırtmak gerekirdi bu kokuyla. Cemafer’in ruhu kaçacağına daha bir köpürdü:…” Sh 14

Gülsem mi ağlasam mı bilemediğim satırlarda, merakla ilerlemeye devam ettiğim incecik bir öykü kitabına başlamıştım. Yol kitabı yapacakken öne çıkmış, içinden taşan sözcüklere hakim olamamıştı belli ki … Alıvermişti içine, bir daire çiziyorduk birlikte sonsuzca dönüp duracağımız… Kulaklarımızda içimize işleyen zurna nameleri…

Sözler, yollar, dönüp duran aşk hikayeleri, sızlatan… Dedim ya incecik bir öykü kitabına başlamıştım, derinliğinde boğulabileceğim bir nehir gibi akıyordu. O nehir ki geri alırdı kurtardığını. Durmazdı bir türlü, çağırırdı rüyalara girip arsızca…

20 Ağustos 2017 Pazar

Mitlerin Özellikleri - Mircea Eliade


Freud’un hastalarına, geçmişlerini anlattırarak tedavi etmesi bir devrim sayılırken, psikanaliz adı verilen bu yöntemin, şeylerin kökenine inerek iyileşme, yaratılış gibi mitsel olaylarla olan benzerliği belki de çok az kişi tarafından farkedilmişti. Modern bilimlerin hakim olduğu dönemde, mitolojinin ‘fabl’, ‘kurmaca’, ‘masal’ olarak görülmeye başlanması belki de bu Ortaçağın getirdiği yıkımlara bir tepkiydi. Oysa Bilgi Çağıyla birlikte keşfedilen Kuantum Fiziği, İzafiyet teorisinin Doğu Mistisizmiyle benzerliklerini görmek şaşkınlık vericiydi. İnsan her seferinde daha ileriye gitmek yerine başlangıca doğru dönüyordu sanki. Geçmişte insanları, ana rahmine benzeyen yerlere sokarak tedavi etmeye çalışırken, meydana geldiği düşünülen yeniden doğum ya da yeniden yaratılış, insanın aklına Jung ve doğum travmasını da getirmiyor muydy?

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...