22 Şubat 2017 Çarşamba

Yol Arkadaşım - Havaalanı Yazıları- Gündüz Vassaf


Uzun otobüs yolculuklarımı yazmak istedim. Derin uykulardan anonslarla uyanıp, bir koşu tuvalete gidişlerimi, titreye titreye çay içişlerimi, hiç tanımadığım insanların iç döküşlerini, çevremdekilerin hissettirdiklerini… Çalakalem yazılan notlar aynılıklara yenildiler ya da anın tadını çıkarma hallerime. Ne de olsa ritüellerim vardı, aynı güzergahlarda… Şimdilerde havaalanları var hayatımda çoklukla, gene ritüeller eşlik etse de;

20 Şubat 2017 Pazartesi

Ülkemde - Tahar Ben Jelloun


Afrika’dan Amerika’ya köle ticaretinin, bedenen yetersiz kalınan işlerde daha dayanıklı olan insanlara duyulan ihtiyaçla başladığını duyduğumda şaşırmıştım. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaysa sayıca azalan Avrupa, insan gücüne ihtiyaç duydu. Ve işçi ithal etmeye başladı. Türkiye’den gidenler bir yana bu kitapla bir Fas göçmeninin hikayesine tanıklık ediyoruz. İlk göçmen nesil olarak, gelenekleri, dini tamamen farklı bir ülkede geçen yıllara rağmen ana yurduna dönmeyi arzulayan, üstelik bunu çocuklarıyla yapmak isteyen Muhammed Limmigri’nin hayatına…

6 Şubat 2017 Pazartesi

Hawler -60 Yıllık İttiffakta Son Gün– Mete Yarar



“Dünyanın en büyük pistini yaptılar komutanım. 4800 metre. Dünyada böyle bir pist sadece New York JFK Havalimanı’nda var. Pist o kadar uzun ki, acil durumda uzay mekiği bile inebilir. Erbil Havalimanı, planlama aşamasından itibaren hep takibimizdeydi. Önce standart bir uzunluktayken, ardından ani bir kararla pistte radikal bir değişim yapmaya karar verdiler. Bu değişiklikle, buranın yolcu uçuşları için yapılmadığı ortaya çıkıyordu. Pistin önce asfalt yapıldığını, sonra asfaltın sökülüp, üzerine beton döküldükten sonra yeniden asfaltlandığını raporlarımızda belirttik. Dünyanın en ağır nakliye uçaklarının inebilmesi için yapıldı. Orası hep bir Amerikan üssü olarak hazırlanmıştı. Bu, Amerikalıların raporlarında da vardı efendim.” Sh47

3 Şubat 2017 Cuma

Semaver – Sait Faik Abasıyanık


Kurtuluş Savaşı’nda Elif’in kağnısını biliriz, yavuklusunu değil. Anaların yaptığı fedakarlıkları okuruz, oğullarını nasıl doğurduklarını değil. Mehmetçik yürümüştür düşman üstüne, dökmüştür denize, sulamıştır Vatan toprağını kanıyla. Savaş bir bütünden bahseder. Evet çok, çok fazla acı, kandır her yan. Kurşunlar havada uçuşur. Savaş varken feda edilir vatan uğruna her şey ve herkes. Ve muhteşem bir savaş kazanılmış Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cumhuriyet ilan edilmiştir. Yıl 1923’tür.

22 Ocak 2017 Pazar

Dedemin Bakkalı - Oyuncu Anne - Şermin Çarkacı


On beş Kasımda çıkacak piyasaya demişti. Gittim kitapçıya yok! Nasıl “YOK”tu. O gün çıkacaktı işte, sizde nasıl olmaz HIIIH yapıp çıktım. O bir yandan imza günlerinde tonlarca kitap imzalarken İstanbul, Samsun’da gittiğim kitapçılarda aradım hep. Yoktu işte “Dedemin Bakkalı”! Sahi nasıl yoktu? Günler günleri kovaladı. İmzalar imzaları, yığınla kitap imzaladı görüyorum fotoğraflardan. Bir merak bir merak… En sonunda, bu kadın ne kadar cesur dağıtım kanallarına vermeyip kendi bitirecek imza günlerinde kitapları dedim! Belki de bir deneme yaptı, artık bilemem hele de on yaşında yaptıklarını okuduktan sonra kime çektiği, neler yapabileceği konusunda hiç yorum yapamam. Sonra bir gün ama günleeer günleeer sonra karşılaşıverdim Dedemin Bakkalı’yla. Sonrası mı?

21 Ocak 2017 Cumartesi

Kudüs'ün Gizemli Tarihi - Pelin Çift - Prof. Dr. Ömer Faruk Harman


Ufacık bir mağaradayım. Gözlerimi kapatıp anın büyüsüne bırakıyorum kendimi. Yanımdan gelen cıvıltılar ablalarıyla gelen çocuklara ait. Fotoğraf makinama bakıyorlar merakla, baktıklarını saklayarak üstelik dayanabilir miyim? Dedim ya mağaranın büyüsünden olmalı saf bir duyguyla, huzurla doluyoruz hepimiz. Kalıyorum bir süre… Dua ederken, namaz kılarken Muallak Kayası’nın altında, o minicik oyuntunun verdiği mutluluk içime çektiğim…

Nicedir aklımda olan altın kubbe ve mavi çinilerin önündeyim şimdi. Biran çevresindeki yapıları da fark etmeye başlıyorum. Öyle çok inançla sarılıyım ki o duygu, o saf duygu gelip sarıveriyor gene. Evet Mescid-i Aksa’nın içinde Kubbet-üs Sahra’dan bahsediyorum.

14 Ocak 2017 Cumartesi

Sıfır Noktasındaki Kadın - Neval El Seddavi


Bir gece yarısı, zihnimde bıçak keskinliğinde bir hisle kalakalıyorum. Biliyordum acıtacaktı, uyutmayacaktı, karmakarışık olacaktım günlerce. Biliyordum… Ama bu kadar değildi beklediğim. Bu kadar keskin, net ve sert ve derin!

Karşımda minicik bir kız çocuğu, çok zeki, gözlerinin derinliğinde dünyayı biriktiren. Biran yazar, Firdevs’in yanına teyple mi girdi diye düşünüyorum. Böylesine güçlü bir anlatımı Firdevs’e yakıştırıyorum ama sonra Neval El Seddavi’nin tıp doktoru olduğunu ve psikiyatriyle ilgili bir araştırma için hapishaneye gittiğini hatırlıyorum. O küçücük kız çocuğunu almış, yeniden doğuruyor her seferinde. Yalnızca bebekken her  düştüğünde kaldıran annesinin gözlerindeki ifadeyi her gördüğünde, o karanlığın içinden tekrar doğuyor Firdevs. Önce İkbal’e sonra İbrahim’e annesine duyduğu bağlılığı hissediyordu belki de…

11 Ocak 2017 Çarşamba

İnce Memed 1 - Yaşar Kemal


Güneşte ışıldayan öbekleri merak etmiştim uçaktan. Sıklıkla tekrarlanıyordu. Yolumuz Kars’a doğruydu. Anadolu’yu adım adım öğrenmeye sevdalanmıştım bir kez. Sonra her bir parıltının saç dam olduğunu farkedince çok utandım. Her bir öbek, bir köydü. Her damın ayrı hikayesi vardı. Küçücük dünyaların kocaman hikayeleriydi belki de. Ve damların metal değil toprak olduğu bir zamana doğru kaydım işte. Kuzeyden güneye doğru… Aklıma işlenen renkleriyle, kokularıyla, Anavarzası’yla güneye doğru… Oraları görmeden, tekrar okumam diyordum. O kadar renk olabilir mi doğada diyordum. Adana, Anavarza, Çukurova’ya gittim. Renklerin ve kokuların insandan değil doğadan geldiğini defalarca gördüm, kokladım. Üstelik tüm Anadolu’da… Doğadan öğrendikleriyle doğayı yok eden insan!Şimdiyse Toroslar’a dönme zamanı. Toprak damların içindeki, sarp kayaların ulusundaki kocaman hikayelere tanıklık etme zamanı. İnce Memed’le tanışma zamanı…

7 Ocak 2017 Cumartesi

Ayışığında "Çalışkur" - Haldun Taner


Her katta yanan ışıklar, gecenin karanlığına eşlik eden… Evlerden taşan hikayeler… 

İstanbul, yıl 1954… Dolunayın güzelliğinde, bekçi bir sigara yakar ve hikaye başlar. Çalışkur apartmanında oturanlar ve o gece tesadüfen orada olan fakir bir çifte dair… Kısacık bir öykü… Ve Haldun Taner’in okuduğum ilk kitabı…

3 Ocak 2017 Salı

Yabancı - Albert Camus


Acıların üst üste geldiği, herkesin birbirini kızgınlıkla, saldırarak eleştirdiği zamanlardayız. Terörün kol gezdiği, insanların birbirlerine olan güvenlerinin sarsıldığı zamanlar… Ölüm haberi almak korkusuyla başlanıyor her güne, sevdiklerimizi ve hayatımızı kaybetme korkusuyla… Şehitlerimize dualar ediyoruz, terörü yok etmek istiyoruz. Bir noktadan sonra hayat kısıtlanamıyor devam ediyor. Bu noktada Mersault gibi tepkilerimiz diye düşünmeden edemiyorum bazen, devam ediyoruz, devam etmek zorundayız… Öte yandan sürekli ne yapabileceğimizi düşünerek olmalı bu ve birbirimize kenetlenerek…

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...