8 Ağustos 2018 Çarşamba

Trajik Nüans - Ahmet Tulgar



Uzun otobüs yolculukları yaptığım dönemlerde dinlediğim insanlar, paylaşmak, konuşmak, anlatmak ihtiyacıyla geçen o uzun saatler... Yüzlerini bile hatırlamadıklarım ve anlattıkları...  Sanırım o zamanlardan kaldı, "her insanın bir hikayesi vardır düşüncesi". Trajik Nüans'ın, ilk hikayesiyle o günlere geri döndüm. Görünüşlerinden sonra, öğrendiklerimle farklılaşan insanlar, çoğalan, eksilen, acıtan, sevindiren hikayeler...

5 Ağustos 2018 Pazar

FAHRENHEIT 451 - RAY BRADBURY



The Book Shop, küçük bir kasabada açılan kitapçı ve sahibesinin başına gelenlere dairdi. Dükkanı başka bir amaçla kullanmak isteyen yörenin güçlü ismi, bir asil, yeni çıkan Lolita'yı satıp satmama kararı, Fahrenheit 451'le ilgili yorum derken o döneme dair filmlerde alışılagelenin  tersi bir son! Bu satırları yazarken Fahrenheit'la konusunun olmasa bile duygusunun bir şekilde benzeştiğini belki de bu yüzden bu kitabın filmde önemli bir yer kapladığını düşündüm.

31 Temmuz 2018 Salı

Tanios Kayası - Amin Maalouf



Ondokuzuncu yüzyılda, okul açan bir İngiliz papazın, iki katolik öğrenci alması ya da iki katolik öğrencinin okuluna kaydolması için ailelerini ikna etmesi ne kadar önemli olabilir? Bu öğrenciler ve tabiatları, İngiltere'den Fransa'ya nasıl bu kadar iyi bilinebilir? Bu bizim gibi günübirlik yaşayan ülkelerin anlayabileceği bir şey değil belki de!

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Prens - Machiavelli




Amaca giden her yol mübah mıydı sahi? İlk gençlik yıllarında bu soruyu sormuştum evet, Machiavelli aracılığıyla... Üstünde durmamış, unutmuştum bir nevi. Öyle ya ahlak, vicdan, etik, terbiye, bilgi ne bileyim bir dolu kelimeyle tanımlanan insan halleri vardı, engelleyen, engelleyecek olan ve (çoğu zaman) engellemiş olan! Son yıllardaysa en çok düşündüklerimden amaca giden yollar mevzusu! Prens'i okumadan olur muydu öyleyse?

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Yolların Başlangıcı - Amin Maalouf




"Semerkand'ı okuyorum bugünlerde" cümlesi aklıma kazınmış, yazarın peşine düşürmüştü o zamanlar. Hele de söyleyen okumalarına güvendiğim biriyse mutlaka göz atmalıydım. Şimdilerde kitaplarını daha farklı bir gözle okuduğum, Amin Maalouf'un o zamanlar hikayelerini sevmiş olmalıyım. Oysa yaş aldıkça değişen farkındalıklarım, dünya düzeni, iç hesaplaşmalarım çok daha farklı okumalara, anlamaya çalışarak yol almaya yöneltti beni.

29 Haziran 2018 Cuma

Patasana - Ahmet Ümit



Tom Hanks'ın eşinin büyükninesi, Türkler için, bizi evimizden attılar yorumunu yaptmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Çok şaşırmıştım. Böyle durumlarda o zaman biz neden Kurtuluş Savaşı gibi acılarla dolu bir mücadeleyi vermek zorunda kaldık, dedelerimiz onca çileyi, sefaleti, kaybı neden yaşadılar diye sormadan edemiyorum.

19 Haziran 2018 Salı

Gören Göz İçin Fikret Mualla - Abidin Dino



Van Gogh'un buruk hikayesini, kardeşi Theo'ya yazdığı mektupları okuduğumdan beri hayat nasıl yaşanmalı sorusu aklımın bir köşesindedir her daim? Kuşaklar boyu adınızın hatırlanması mı yoksa nefes alırken mutlu bir hayat mı? Düşünsenize bir yatak, sandalyeyle kaldığınız odanın resmi için dünya para veriliyor ya da gördüğünüz kırlar için... Oralarda çektiğiniz sıkıntıların ürünleri, birilerinin cebini dolduruyor ama siz hiç birini bilemiyorsunuz çünkü yaşamıyorsunuz... Picasso, bu anlamda en şanslı dehalardan biri. Yaşarken ününün tadını çıkarmak, istediği gibi yaşayabilmek büyük şansı...

4 Haziran 2018 Pazartesi

Ay Şarkısı – Gürsel Korat



İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğanların özgürlük arayışıyla bir hareket başlattığı düşünülür, 60’ların ortalarında… Dünyada gençler her konuda özgürlüğün peşine düşerken Türkiye’ye yansıması daha farklı olur bu hareketin. Komünist olarak damgalanan gençler, özgür işçi sınıfından, özgür dünyadan bahseder, bunun için çalışır, köylüyü eğitmek isterler. Türkiye’nin koşullarından olsa gerek, aşk ve devrim ikiye ayrılır. Cinsiyet ortadan kalkar devrimci için, kadınlar, arkadaşları bacıdır sadece.

3 Haziran 2018 Pazar

Dara Antik Kenti Kaya Mezarları - Mardin


Kudüs’te, Zeytindağı’ndaki mezarlıklar, Kubbet-üs Sahra tarafından gelecek Mesih’i karşılamak üzere konuşlanmışlardır. Bu mezarları ilk gördüğümde üzerlerinin taş yığınlarıyla dolu olması henüz inşa halinde olduklarını düşündürmüştü. Bu kadar özenilen dünya para verilen, yerleri çok çok kıymetli bu mezarlığın böylesine moloz yığını gibi görünmesine şaşkınlıkla bakakalmıştım. Sonrasında Yahudilerin, bitki dikerek ölülerini rahatsız ettiklerini düşündükleri için, taş bıraktıklarını öğrendim. Dinler tarihi kadar insanın gömülüşü, mezarlıklarla ilgilenen benim için çok değişikti bu görüntü.




Anadolu’da bulunan ilk evlerde yatak altlarında kemiklerin bulunması, ölülerini evlerde tuttuklarını anlatıyordu. Amasya’dakiler gibi Anadolu’nun birçok yerinde kayalara oyulan mezarlıklara rastladım. Ve şimdi de Mardin’de Romalılardan kalan Dara antik kentinde kaya mezarlıklarıyla karşılaşmak değişik geldi. Sanırım canım Anadolu’m her seferinde şaşırtmaya devam edecek beni… Muhteşem kalıntılarıyla gerçekten görülesi bir yer Dara antik kenti. Mezarlıklar kayaların içine oyulmuş. Ölülerin koyulduğu alanları görebiliyorsunuz. Şimdilerde sadece mağara olarak görülseler de geçmişte neler olduğunu düşünmek etkiliyor insanı… Öte yandan aklıma hemen böylesi bir yeri İskender’in neden dümdüz etmediği geldi. Özellikle sarnıçlarda kullanılan sütunlar Persepolis’i hatırlattığı için düşünmeden edememiştim. Malum o muhteşem sarayı nasıl yerle bir ettiğini görmek de çok değişikti çünkü. Her neyse cevabı mı merak ettiniz? Çok basit aradaki 500 yıl engellemiş maalesef İskender’i J





LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...