13 Eylül 2016 Salı

Kabil'in Gizli Kızları - Jenny Nordberg

“Doğduğu coğrafya insanın kaderidir” cümlesi ne ifade eder? Hele de dünyanın iki kutbundan biri olmuş güçlü bir devlete komşuysanız? Ne petrol zenginliğiniz ne de doğal kaynaklarınızla söz hakkınız yoksa? Yıkılıp yağmalanmak, baskı altında yaşamak,  güç odakları arasında dengeyi sağlamak amacıyla sürekli kaynayan kazan olmak kaderiniz midir? Peki ya cinsiyetiniz?

“Kız bebek, kendisinden önceki annesi gibi, Birleşmiş Milletler’e göre dünyada doğulabilecek en kötü yerde doğmuştur. Hem de kadın olmanın en tehlikeli olduğu yerde.” Sh 50

7 Eylül 2016 Çarşamba

Tatar Çölü – Dino Buzzati



İşe alımlarda gençlere öncelik tanınmasına çok şaşırırdım eskiden. Çok genç, dinamik, günler ve gecelerce çalışabilecek durumdaydım, çalıştım. O yaşlarda her şeyin mümkün olduğunu düşünür ya  insan, Mungan’ın “gelecek uzun sürer” dediği yaşlardan bahsediyorum… Sahi gelecek uzun sürerdi değil mi?

28 Ağustos 2016 Pazar

10 Kitaplı Bir Eylül Etkinliği


Çevremdeki küçücük çocuklara bakıyorum, öyle masum, öyle doğal ki tepkileri… Onlarla sohbet etmek dünyalara bedel benim için… Sadece bu yüzden hayallerime eklemeler yapmak hoşuma gidiyor. Çocuklar da var artık hayallerimde, ille de benim olmaları gerekmiyor. Hele de bu kadar acı varken dünyada… Çocuklarımızı canlı bomba yapacak kadar acımasızlaşan bu dünyada, onlara verebilecek çok şeyimiz olmalı. En başta sevgimiz… Sahip olabileceğimiz en büyük varlık sevgimiz olmalı, çocuklarımızla bonkörce paylaşabildiğimiz…

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig





Yazmaya başladığımda kimin ağzından yazacağım sorusu da gündemime geldi. Ve okuduklarımı bu açıdan da dikkate alır oldum. Kendim ya da karakter ya da bağımsız biri de anlatabilirdi. Ama tamamen o karaktere bürünmek büyük ustalık istiyordu.

23 Ağustos 2016 Salı

Feniçka - Lou Andreas-Salomé


Sohbet ederken görüp almam arasında saniyeler olmalı… Bir dönem Camille Claudel ve Lou Andreas-Salomé’nin hayatları çok ilgimi çekmişti. Muhteşem Camille’in iç burkan hayat hikayesinin tersine Salomé çok güçlü bir karakterdi. Erkek egemen dünya Camille’in yeteneğini, yaşadıklarını, hayatının son otuz yılını akıl hastanesinde geçirerek orada ölmesini çoktan unutup gitmişti. Bir yanda sanatçı hassasiyetine yenilen, aşırı duygusal Camille diğer yanda Nietzche ve Paul Ree’yle kırbaçlı arabalı fotoğraf çektiren Salomé… İşte böylesine baskın bir karakterin yazdıklarını merak ediyordum. Kitabıyla karşılaşmaksa tam bir sürprizdi benim için…

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Azrail’i Beklerken – Marjane Satrapi


İran’a gittikten sonra okuduğum Persepolis bir dönem İran’ını çizgilerle anlatan nefis bir kitaptı. Annesi babası tarafından daha iyi eğitim görmesi için yurt dışına gönderilen yazarın hem İran’da hem de İran dışında yaşadıkları sersemletirken o tarihlere dair bir dolu ipucu barındırıyordu. Daha sonra Marjane Satrapi’nin büyük amcasının ölüme yatışını anlattığı Azrail’i Beklerken’i raflarda görünce dayanamayıp aldım. Beni çok etkileyen bir ülkeye dair başka bir hikayeydi.

18 Ağustos 2016 Perşembe

Ne Yapabilirim? Geleceğe Kartpostallar -Gündüz Vassaf




Yüzyılları bulan gelişmelerin yıllarla ölçüldüğü dönemleri yaşarken hayatımın son 35 yılını düşünüyorum. Çocukken hayal bile edemediğim şeylere sahipken kimileri de yok artık. Cep telefonu varsa telgraf ya da faks dediğimde genç bir insan yüzüme anlamsız bakabiliyor. Şehirlerarası telefonla görüşmek için bile saatlerce beklediğimizi anlatsam, gel de inandır!

Aynı şey kavramlar için de geçerli. 30 yıl önce duyduğum içini doldurmaya çalıştığım onca şeyin anlamı bambaşka şimdilerde. Değişmeyen tek şey savaşlar... Dökülen kan, acıyla kavrulan çocuklar, büyükler, yine yeniden kutuplaşan dünya...

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak


Konuyu ve kitap adını duyduğumda tamam dedim, İstanbul’da üç kadındır mutlaka, karakterler malum. Bu konular, o kadar çok konuşuldu, tartışıldı hatta bir güzel kullanıldı ki, önüne gelen gerekli gereksiz evirip çevirmeye başlamıştı artık bıktıran tekrarlarla. Tekrar okumanın bir anlamı yoktu. Hem bir soğukluk vardı işte yazarla aramda, artık eski zevki alamıyordum. Kesin okumayacaktım.

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Sokrates'in Savunması - Platon

Sadece konuştuğu için mahkum edilen bir adam Sokrates, baldıran zehri içerek öldürülüyor ya da idam ediliyor artık ne derseniz. Dinler Tarihi’nde bebek adımlarıyla ilerleyen benim için bu kitap bulunmaz bir nimet gibiydi. Yıllarca neden Platon okumadığıma hayıflandığım dönemlerdeyim. Devlet’le başladığım serime Sokrates’in Savunması ile devam ediyorum, sürekli zihin jimnastiği haliyle… Dindarlık üzerine, savunma, yapılması gereken ve ruh bölümleri 2500 yıl öncesinden bugüne pek de bir şey değişmediğini gösteriyor bir yandan da öğrenilecek ne çok şey var diye düşünüyor insan…

29 Temmuz 2016 Cuma

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig


Gülümseyerek aldı eline kitabı kadın… Öyle ya böyle bir mektubu 14 yaşında kendisi de yazmamış mıydı? Bakışlardaki ısrar mıydı bu sabırsızlığın ve hatta her nasılsa umudun nedeni? Zihninde taşıdığı, savaştığı, anlatamadığı bir duyguyu çözümlemeye çalışmamış mıydı yıllarca? Otuz küsur yıl sonra ne olup bittiğini en azından kendine anlatabildiği bir ruh hali… Nefesini kesen ağır bir duygu durumu… Öte yandan yüzyıl öncesinde yaşayan bu adamı tanıyordu bal gibi... O noktada yazara hayran oldu, hatta bir kadından böyle bir mektup alıp almadığını bile düşündü desem…

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...