24 Eylül 2017 Pazar

Unutkan Ayna – Gürsel Korat



Malatya Aslantepe’deki Hitit kalıntılarında, geçmişe tanıklık eden, işaretli dokuz katmanı görmek çok etkilemişti beni. Binlerce yıl üste gelenler, yaşananlar, kurulan hayatları gösteriyordu bir nevi. O günden bugüne iz olarak kalan… Gürsel Korat, romanları üzerinde düşünürken bu katmanlar geldi aklıma. Bir bölgede yüzlerce yıl yaşananları anlatıyordu. Tanıklık eden masalsı peri bacalarıyla birlikte…  Binlerce yıldır akan kanı, kurulan şehirleri, dönemlere eşlik eden kozmopolit yapıyı. Geçmiş zamanı anlamaya çalışabilirdik sadece, düşünmeye çalışarak, şiddetli kalp ağrılarıyla…

19 Eylül 2017 Salı

Doğu’nun Limanları – Amin Maalouf


İlk defa bir kitabı elime aldığımda, başka bir romana başlıyormuşum gibi hissettim. Sanki elimde Kürk Mantolu Madonna vardı ve bir insanın gizlerini takip edecektim. Öte yandan İstanbul, Lübnan, Fransa derken yazarın köklerine dair verdiği ipuçlarını merak ediyordum. Amin Maalouf,  her ne kadar Fransız Akademisi’ne kabul konuşmasında, Lübnan’ın Fransa sömürgesi olduğu dönemi çok üstelemese de farklı bakış açısıyla tarih romanları konusunda çok şey öğrendiklerimdendi.

17 Eylül 2017 Pazar

O Sevdiğim Dünya – Wadad Makdisi Cortas - anlatı


Dünya ölçeğinde mini minnacık bir bölgeden bahsediyoruz, Ortadoğu’dan. Dinler tarihine ilgi duyarken bu bölgeye mıknatısla çekileceğimi, girdabında kaybolacağımı hiç düşünmemiştim. Çıkabilecek miyim onu da bilmiyorum desem… Arapların Gözünden Haçlı Seferlerini okurken yaklaşan tehlike karşısında düşmanlarıyla anlaşan, birbirlerini neredeyse arkasından vuran Arap topluluklarına çok şaşırmıştım. Sonrasında o zamanlar haberleşmenin böylesine yaygın olmadığı bir dünyanın varlığını anlamaya çalıştım. Yani yaptıkları bir nevi Moğollar karşısında, iş birliği yapan Bizans ve Selçuklu durumundan ibaretti belki de. Dünya Savaşlarından önce, bölgede dört yüz yıl hüküm süren Osmanlı gelecekti. Dünya Savaşı’nda bağımsızlık vaat edilmişti, ayaklanmalar için. Fransızlar, Beyrut’a gelirken sevinen halk sömürge bayrağıyla, yaşadıklarının farkına varacaktı. Sonrasında bölge sürekli kaynamaya başladı. Durulacak mı, kaynayan kazan içine çevreyi de alıp büyüyecek mi zaman gösterecek! Sahi size de kuzey Ortadoğu daha kuzeye doğru yollanıyor gibi geliyor mu?

31 Ağustos 2017 Perşembe

Bir Fasit Daire – Berna Durmaz


““Ne yapıyorsun kadın?” diye çıkıştı Cemafer. Gözü donmuş, tavana kilitli, ne eli, ne kolu oynar, bir devinen çenesi.

“Çeneni bağlayalım ki…”

“Bırak kalsın.”

“Deyince, dövüne dövüne mutfağa koştu Semine Kadın. Bir kucak dolusu soğanı yığdı odanın ortasına. Gözünden yaş akıta akıta ortadan ikiye ayırıp odanın her yerine koydu bir yarım soğan. Anasından duymuşluğu vardı, başına ilk kez geliyordu ya, unutmamış bunca zaman. Öldüğünü anlamayan ruhu kaçırtmak gerekirdi bu kokuyla. Cemafer’in ruhu kaçacağına daha bir köpürdü:…” Sh 14

Gülsem mi ağlasam mı bilemediğim satırlarda, merakla ilerlemeye devam ettiğim incecik bir öykü kitabına başlamıştım. Yol kitabı yapacakken öne çıkmış, içinden taşan sözcüklere hakim olamamıştı belli ki … Alıvermişti içine, bir daire çiziyorduk birlikte sonsuzca dönüp duracağımız… Kulaklarımızda içimize işleyen zurna nameleri…

Sözler, yollar, dönüp duran aşk hikayeleri, sızlatan… Dedim ya incecik bir öykü kitabına başlamıştım, derinliğinde boğulabileceğim bir nehir gibi akıyordu. O nehir ki geri alırdı kurtardığını. Durmazdı bir türlü, çağırırdı rüyalara girip arsızca…

20 Ağustos 2017 Pazar

Mitlerin Özellikleri - Mircea Eliade


Freud’un hastalarına, geçmişlerini anlattırarak tedavi etmesi bir devrim sayılırken, psikanaliz adı verilen bu yöntemin, şeylerin kökenine inerek iyileşme, yaratılış gibi mitsel olaylarla olan benzerliği belki de çok az kişi tarafından farkedilmişti. Modern bilimlerin hakim olduğu dönemde, mitolojinin ‘fabl’, ‘kurmaca’, ‘masal’ olarak görülmeye başlanması belki de bu Ortaçağın getirdiği yıkımlara bir tepkiydi. Oysa Bilgi Çağıyla birlikte keşfedilen Kuantum Fiziği, İzafiyet teorisinin Doğu Mistisizmiyle benzerliklerini görmek şaşkınlık vericiydi. İnsan her seferinde daha ileriye gitmek yerine başlangıca doğru dönüyordu sanki. Geçmişte insanları, ana rahmine benzeyen yerlere sokarak tedavi etmeye çalışırken, meydana geldiği düşünülen yeniden doğum ya da yeniden yaratılış, insanın aklına Jung ve doğum travmasını da getirmiyor muydy?

13 Ağustos 2017 Pazar

Anılar, Düşler, Düşünceler - Carl Gustave Jung


“Annemin yokluğunu çok zor kaldırabildim. O günden sonra da, ‘sevgi’ sözcüğünü hep kuşkuyla karşıladım. Uzun bir süre ‘kadın’ sözcüğü de bana, doğal saydığım ‘güvenilmezi’ çağrıştırdı. Buna karşın ‘baba’ sözcüğü de ‘güvenilir’i ve güçsüzlüğü. Böyle bir olumsuzluktan yola çıktım. Daha sonraları, bu ilk izlenimler tersine döndü. Erkek arkadaşlarıma güvendim ve hayal kırıklığına uğradım. Kadınlara güvenmedim ama hayal kırıklığına da uğramadım.” Sh28

Oysa annesi uzun bir süre yaşamış. Çocukluğundaki bu ayrılığın kişiliğindeki etkisini anlatması çarpıcı ki bununla da kalmamış. Jung’tan bahsediyoruz, bir çağa damgasını vuran psikiyatristlerden biri olan bir bilim adamından. Nasıl başlayacağıma karar veremeyince birden bire konuya dalmak istedim. Jung, adını ilk kez Engin Geçtan kitaplarında okumuş, merak etmiştim. Biyografisini almak kaçınılmazdı. Okuyup sindirmek zaman alacaktı, yıllar sonra okuyunca da hala aynı şeyi düşünüyorum. Bazı şeyleri sindirmek, tam olarak içselleştirmek için biraz zaman ve karşılıklı okumalara ihtiyacım var. Çağa damgasını vurmuş bir psikiyatristten bahsediyoruz ne de olsa. Yaş almak, çok sevdiğim psikiyatri gibi konularda daha rahat ilerlememe yardımcı oldu. Kendimi, hatalarımı, olan ya da olmayanları içtenlikle  kabul etmeye başladığımda, bilinçdışımla bilincim el ele daha sakin yol almaya başladı. Yani derinlere dalmanın sakıncası yoktu artık. Derin, beni de derine çekip boğmaya çalışmıyor, her şeyi yüzeye çıkarıp anlamamı, öğrenmemi sağlıyor şimdilerde. Yaş almanın en güzel tarafı da bu olsa gerek diye düşünüyorum sıklıkla.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Şah & Sultan – İskender Pala


Tarih bilgimin iyi olduğunu düşünürken, bildiklerimin kitaplardaki birkaç cümleden ibaret olduğunu fark etmek değişikti benim için. Yani mesela Şah İsmail sadece, Çaldıran Savaşı’nda Sultan Selim’in karşısındaki Safevi Hükümdarıydı, yenilmişti. Ah bir de İran’daki bir tablodan bizim Yavuz Selim olarak bildiğimiz resmin, Şah İsmail’e ait olduğunu öğrenmiştim. Sonra Yavuz’un Anadolu’daki Kızılbaş temizliğini öğrendim. Şii ve Sünni olmayı anlamaya çalışırken her kapının siyasete çıkması can sıkıcıydı.  

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Bimarhane - Fatih Mehmet Ünlü



Camille Claudel’in hayat hikayesi, 30 yıl yaratıcılıkta 30 yıl akıl hastanesinde diye anlatılır. Camille çok genç yaşında, Rodin’le yeteneğini sergileme fırsatı bulur. Rodin… Hani şu “düşünen adam”ın ünlü heykeltıraşı. Bu adamla ilişkisinin hezimetle sonuçlanması, genç kadında yıkıma yol açar ve bir daha kendine gelemez. Yani yaratıcılıkla dolu olabilecek 30 yılını akıl hastanesinde geçirmek zorunda kalır. Bugün olsa depresyon, panik atak, bipolar gibi ilaçla kontrol altına alınabilen bir bunalım yüzünden demir parmaklıklar ardında kalmak… İlk okuduğumda çok ağır gelmişti!

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Yine Doğdu Tanyıldızı – Gürsel Korat


Geçmişe dair kimi konular hasıraltı edilir, bahsedilmez hiç. İnanışlara, geleneklere aykırı hatta sapkınlık olarak kabul edilir. Sultan ya da padişahların ya da dönem insanlarının zaafları ortaya çıkmaz genellikle, kitaptaki deyimiyle “erseverlik” bunlardan biridir.  12.,13.yüzyıl Anadolu karmaşası, acıları, sefaleti, inanışlarıyla, döngüsel zamana dair romanlardan sonra ortalığın belki biraz daha durgun olduğu bir dönemde,bir sonraki yüzyılda bambaşka bir konuya dalınmış. Bir aşk hikayesi, zincirleme aşk felaketi demeli belki de. En başından itibaren sürekli sorular sorarak, meraklanarak ilerlediğim üstelik…

20 Temmuz 2017 Perşembe

Aşkın Yedi Menzili – Haluk İnanıcı



Tarih yazıcıları, gücü elinde tutana dair geçmişi yazıyorsa eğer  “gerçek nedir”, “tarih nedir” soruları her zaman bir köşeden sinsi sinsi gülümseyerek bakmaya devam eder mi sahi? 12.yüzyılda Moğollardan kaçan onca insanın Anadolu’ya savrulmasını merak ettiğimden beri o döneme farklı bakar, inceler oldum. Mesela böyle bir kaçış olmasa Bahaeddin Veled, Belh’ten oğlu Rumi’yle yola çıkar mıydı? Kısacası Mevlana’nın mezarı bugün Konya’da olur muydu?

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...