19 Haziran 2018 Salı

Gören Göz İçin Fikret Mualla - Abidin Dino



Van Gogh'un buruk hikayesini, kardeşi Theo'ya yazdığı mektupları okuduğumdan beri hayat nasıl yaşanmalı sorusu aklımın bir köşesindedir her daim? Kuşaklar boyu adınızın hatırlanması mı yoksa nefes alırken mutlu bir hayat mı? Düşünsenize bir yatak, sandalyeyle kaldığınız odanın resmi için dünya para veriliyor ya da gördüğünüz kırlar için... Oralarda çektiğiniz sıkıntıların ürünleri, birilerinin cebini dolduruyor ama siz hiç birini bilemiyorsunuz çünkü yaşamıyorsunuz... Picasso, bu anlamda en şanslı dehalardan biri. Yaşarken ününün tadını çıkarmak, istediği gibi yaşayabilmek büyük şansı...

4 Haziran 2018 Pazartesi

Ay Şarkısı – Gürsel Korat



İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğanların özgürlük arayışıyla bir hareket başlattığı düşünülür, 60’ların ortalarında… Dünyada gençler her konuda özgürlüğün peşine düşerken Türkiye’ye yansıması daha farklı olur bu hareketin. Komünist olarak damgalanan gençler, özgür işçi sınıfından, özgür dünyadan bahseder, bunun için çalışır, köylüyü eğitmek isterler. Türkiye’nin koşullarından olsa gerek, aşk ve devrim ikiye ayrılır. Cinsiyet ortadan kalkar devrimci için, kadınlar, arkadaşları bacıdır sadece.

3 Haziran 2018 Pazar

Dara Antik Kenti Kaya Mezarları - Mardin


Kudüs’te, Zeytindağı’ndaki mezarlıklar, Kubbet-üs Sahra tarafından gelecek Mesih’i karşılamak üzere konuşlanmışlardır. Bu mezarları ilk gördüğümde üzerlerinin taş yığınlarıyla dolu olması henüz inşa halinde olduklarını düşündürmüştü. Bu kadar özenilen dünya para verilen, yerleri çok çok kıymetli bu mezarlığın böylesine moloz yığını gibi görünmesine şaşkınlıkla bakakalmıştım. Sonrasında Yahudilerin, bitki dikerek ölülerini rahatsız ettiklerini düşündükleri için, taş bıraktıklarını öğrendim. Dinler tarihi kadar insanın gömülüşü, mezarlıklarla ilgilenen benim için çok değişikti bu görüntü.




Anadolu’da bulunan ilk evlerde yatak altlarında kemiklerin bulunması, ölülerini evlerde tuttuklarını anlatıyordu. Amasya’dakiler gibi Anadolu’nun birçok yerinde kayalara oyulan mezarlıklara rastladım. Ve şimdi de Mardin’de Romalılardan kalan Dara antik kentinde kaya mezarlıklarıyla karşılaşmak değişik geldi. Sanırım canım Anadolu’m her seferinde şaşırtmaya devam edecek beni… Muhteşem kalıntılarıyla gerçekten görülesi bir yer Dara antik kenti. Mezarlıklar kayaların içine oyulmuş. Ölülerin koyulduğu alanları görebiliyorsunuz. Şimdilerde sadece mağara olarak görülseler de geçmişte neler olduğunu düşünmek etkiliyor insanı… Öte yandan aklıma hemen böylesi bir yeri İskender’in neden dümdüz etmediği geldi. Özellikle sarnıçlarda kullanılan sütunlar Persepolis’i hatırlattığı için düşünmeden edememiştim. Malum o muhteşem sarayı nasıl yerle bir ettiğini görmek de çok değişikti çünkü. Her neyse cevabı mı merak ettiniz? Çok basit aradaki 500 yıl engellemiş maalesef İskender’i J





23 Mayıs 2018 Çarşamba

Gökkuşağı Günleri –Antonio Skarmeta



İfadesiz yüzlerle, hayatı çoktan kanıksayarak yaşayan insanlar ya da konuşmaya, eyleme devam ederek kendini tehlikeye atanlar, yeni bir seçime doğru neler yaparlar? Peki ya siz diktatör tarafından işkence edilmiş, işsiz bırakılmış dahi bir reklamcıysanız ve maddi olarak hayatınızın teklifini aldıysanız? Savunduğunuz her şeyi bir kenara bırakarak maddi refahı mı seçersiniz yoksa ucunda ölüm olabilecek karşı kampanyayı mı kabul edersiniz? Üstelik seçime bir ay kala ve televizyonda sadece 15 dakikalık bir kampanya imkanıyla… İnsana çılgınlık gibi geliyor değil mi?

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Sermaye Dini – Paul Lafargue



Tembellik Hakkı, eğleneceğimi düşünerek merakla elime aldığım ve şaşkınlıkla karışık okuduğum nefis bir kitaptı. Düşünsenize hiç durmadan çalışması istenen işçilerin, kazandıkları parayı harcayamaması üzerine tatillerin ortaya çıkmasını…

11 Nisan 2018 Çarşamba

Edward Said İle Konuşmalar – Tarık Ali



Ortadoğu bir mıknatıs gibi, binlerce yıllık girdabına almış bırakmazken, Edward Said okumalarına devam ediyorum. Müzik ve edebiyat konusundaki uzmanlığıyla ilerlerken doğduğu topraklarda olanlara kayıtsız kalamayan bir entelektüelin fikirlerini okumak iyi gelmiyor. Umutsuzlukla karışık farkındalık ağır. Öyle çok muhasebe var ki aklımda bugünlerde, bir çıkmaz sokaktan diğerine savrulduğum tıpkı Ortadoğu çıkmazları  gibi. Oraya benzemeye çoktan yüz tutmuş canım Anadolu gibi…

4 Nisan 2018 Çarşamba

Işıklı Göl


Ve bir viraj ardında bekler ışıltıları göz kamaştıran o göl… Dayanamayıp yanına gidersiniz… Başınızı çevirdiğiniz anda saçaklı etekleriyle bir gurup söğüt ağacı, her an yola çıkmaya hazır… Hayalle gerçek, ışıklarla saçakların loşluğu arasında düşüncelere dalarsınız… Otlamaya gelen inekler, sinekler, bataklık, kırılmış bir dolu cam şişe gözünüze batmadan orada kalmak, kendinize dönmek istersiniz… Canım Anadolu’yu adımlarken içiniz yanar, bir yandan belki de ucu yanık bir türkü peşinde ağaçlar eşliğinde dalar dalar gidersiniz... 

3 Nisan 2018 Salı

Sagalassos


Gel zaman git zaman derken güzeller güzeli Zaman, akan su sesi ve muhteşem manzarayla büyülendiği bu dağa yerleşmek istemiş. 4000 yıl gençken bembeyaz giysisiyle yollarda, Anadolu’daymış. Sonra Tarih çıkmış ortaya. Luwilerin evi olmuş bu dağ, Hititlere karışan. Büyük İskender her yeri işgal etmeden durur mu gelmiş, almış. Tarih, Helen Uygarlığı’yla tanışırken, Zaman duramamış Roma’ya devretmiş bu nefis manzarayı. Paganlık Hıristiyanlığa devretmiş inançlarını. Sonra mı? Gelmiş Selçuklu, gelmiş Osmanlı ve tabii ki Türkiye... Canım Anadolu, kana bulanmış binlerce yıl boyunca. Güzeller güzeli Zaman, dökülen kandan ala çalan giysisiyle yorgun argın çeşme başında dua eder olmuş, barış isteyen, huzur isteyen...

Diktatörün Gölgesinde – Zainab Salbi




Devlet okulunda okuyan altıncı sınıflardan minik bir kızımla sohbet ediyordum geçenlerde. Türkiye’nin komşularını sordum, epey düşündü ve Hindistan cevabını verdi. İçim cız ederek, Hindistan dizilerinin birtakım kanallarda revaç olmasına bağladım bu durumu. Altıncı sınıfta ve Türkiye’nin dünya üzerindeki yerinden habersiz bir çocukla konuşuyor olduğum gerçeği çok ağırdı öte yandan…  

Çocukluğumda sürekli olarak İran-Irak savaşı vardı. Sürekli vardı ve hep sürecek gibi normalleşmişti zihnimde. Büyüdükçe nedenleri, nasılları, 1979-1980 döneminde bölgedeki keskin değişimleri yorumlamayı da öğrendim. 90’larda üniversitedeyken Irak yeni savaşların içindeydi. Ortadoğu’dan bahsediyorduk, sürekli kanayan bir yaradan… Medeniyetlerin, petrolün, dinlerin ve ille de savaşların sürekliliğinin olduğu bir coğrafyadan... 

25 Mart 2018 Pazar

Kavim – Ahmet Ümit



Anadolu’yu öğrenirken bu muhteşem toprağın her bir karışında saklı bilgiyle büyülenmemek elde mi? Anadolu derken dinler tarihi derken Ortadoğu derken hiç bitmeyecek bir koşuşturma sürüklüyor beni peşinden… Her kafadan bir ses çıkan, gücü ele geçirenin daha önce ettiği sevgi sözlerini çarçabuk unuttuğu bir coğrafya burası. Bu durum yalnız bu coğrafyaya özgü değil biliyorum, tüm dünyada en ufak bir umut doğduğunda güce doğru,  kaçınılmaz sonlara doğru gidiliyor. İnsan doğası bu demek ne kadar acı. Herkesin özgürlük, iyi, doğru adına yapıyorum dediği şey gün gelip çöküverdiğinde ne ölen onca insan geri geliyor ne de o insanların ardında kalan enkazlar…

Kavim’le heyecanlı bir labirente giriyorum. Bir cinayetle başlayan, ipuçlarının birbirini takip ettiği umulmadık bir sonla taçlandırılan bir labirent bu. Girişinde bir ölü, yanı başında açık ve altı çizilmiş bir kutsal kitabın olduğu … Bize öğretilen, bugüne kadar bildiğim her şeyi “neredeyse” sil baştan yaptım dinler tarihi okurken. Kesin bilgiler dışında Hz İsa’nın yaşadığının tam olarak ispat edilemiyor oluşuna kadar ilerleyen bilgiler.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...