27 Mayıs 2017 Cumartesi

Fransız Akademisi’ne Kabul Konuşması – Amin Maalouf


Çok gezen mi çok okuyan mı bilir sorularının cevabı belli artık; gezerken çok okuyan! Doğup büyüdüğümüz topraklara ya da dünyaya dair sorular gidebildiğimiz coğrafyalarda değişiyor ya da çoğalıyor kimi zaman. Yolun getirdiği düşünceler,  kitapları okurken fark etmediklerimizi de zihnimize taşıdığında olanlar oluyor. Bu yüzden kimi kitapları erken okuduğumu düşünüyorum. Mesela Amin Maaoluf’un hemen hemen tüm kitaplarını okumuşken birden baştan okumaya karar veriyorum. Çünkü eskiden Hıristiyan olması ya da göçmen olması ya da Ortadoğu’ya dair yazıyor olması bu kadar önemli değildi benim için. Dinler tarihindeki hakimiyetini fark edecek kadar bilgili ve ilgili değildim bu konuda. Şimdilerde yazarın sorularının ve konularının güncelliği büyülüyor beni. Hal böyleyken kabul konuşmasında neler söylediğini merak edip alıveriyorum bu incecik kitabı…

“Çünkü Batı dünyasının atılım yapmasını sağlayan şey egzotik bölgelerin ve oralarda yaşayan halkların açgözlü biçimde sömürülmesidir.” Sh16

““(Onların) devletleri”, diyorsunuz, “Türkiye, dilleri Arapça, eyaletleri Suriye, yurtları da Lübnan Dağı’ydı. (…) Bundan yaklaşık yüzyıl önce Lübnan Hıristiyanları kendilerine Suriyeli demekte bir sakınca görmüyor, Suriyeliler kendilerine Mekkeli bir kral arıyor, Kutsal Topraklar’da yaşayan Yahudiler kendilerine Filistinli diyorlardı… ve Butos, dedem, kendini Osmanlı yurttaşı olarak görmek istiyordu. O dönemde, bugünkü Ortadoğu devletlerinin hiçbiri ortada olmadığı gibi, bölgenin de adı henüz konmamıştı.” Sh 36

 Arka Kapak

Akademi Üyesi Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

İnsan sizinki gibi bir aileye kabul edilme ayrıcalığına eriştiğinde, eli boş gelemez. Hele benim gibi Levanten bir konuk olduğunda, eli kolu dolu gelir. Gerek Fransa’ya, gerek Lübnan’a karşı duyduğum minnetle, iki yurdumun bana verdiği her şeyi de yanımda getireceğim: Kökenlerimi, dillerimi, aksanımı, inançlarımı, kuşkularımı ve her şeyden çok uyum, ilerleme ve bir arada yaşama düşlerimi.

Bu düşler bugün suya düşmüş görünüyor. Övünç duyduğum kültür evrenleri arasında bir duvar yükseliyor Akdeniz’de. Benim istediğim bir yakadan ötekine geçmek için bu duvarı aşmak değil. Bu –Avrupalılar ile Afrikalılar, Batı ile Müslüman alemi, Yahudiler ile Araplar arasındaki- tiksinti duvarını çökermek, yerle bir etmeye katkı sağlamak istiyorum ben. Yaşama nedenim, yazma nedenim her zaman bu oldu….

1635 yılında Kardinal Richelieu tarafından kurulan ve Fransa’nın en köklü kültür kurumlarının başında gelen Fransız Akademisi 40 koltuğa sahiptir ve yaşam boyu seçilen 40 üyeden oluşur. Ancak bir üye öldüğünde yerine yenisi seçilebilir. Bu kuraldan dolayı Akademi üyeleri “ölümsüz” (“immortel”) olarak adlandırılır.

Amin Maalouf 2011 yılında, 29. koltuk sahibi Claude Levi-Strauss’un yerine Fransız Akademisi’ne seçildi. Gelenek gereği yerine seçilen üye, koltuğunu devam ettirdiği eski üyeye dair bir anma konuşması, bir başka üye de seçilen üyeyi takdim konuşması yapmak zorundaydı. Amin Maalouf Claude Levi-Strauss’tan, Jean-Christophe Rufin de Amin Maalouf’tan bahsetti. Böylelikle antropoloji, tarih, Doğu-Batı etkileşimi, Fransız kültürü gibi, pek çok konu Fransız Akademisi’nin “Kubbe”sinde yankılandı.

Dünyaca ünlü bir yazar : Maalouf,
Dünyaca ünlü bir antropolog: Levi-Strauss.
Kısacası bir taşla iki kuş…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...