5 Eylül 2020 Cumartesi

DANS DANS DANS - HARUKI MURAKAMİ


 

Bir kuyunun dibi, bir koza hali... Bir sarmalın içinden kelimelerle geçip ışığı bulmak, güneşe kavuşmak gibi bir hal... Bir Murakami kitabı eşliğinde dans ederek, hiç düşünmeden güneşe kavuşmak, kavuşmayı denemek gibi...Bir hastane odasında şifa ararken ya da herhangi bir zaman diliminde dibe yaklaşırken elime aldığım romanlarına belki de gereğinden fazla anlam yükler oldum son dönemde.

Roman karakteriyle inzivaya çekilmenin, gizemli rüyaların peşinden gitmenin iyi geldiğini düşünürken... Dibe vurmuşken karnıma yediğim bir tekmeyle su yüzüne çıkmak gibi. Ya da öyle olmasını dilemek okurken. Belki de bu yüzden "Kumandanı Öldürmek" o kadar iyi gelmişti kim bilir. Ben bir hastane odasından, karısı tarafından terk edilerek bir tür kendiyle kalma halinde yaşadıklarına eşlik ederken birlikte şifa arayan ruhumuz... Türk filmi sonlarıyla gülümserken tekrar eden karakterleri bırakmanın zamanı geldi mi yoksa?

Walkmanlar, klasik müzik yerine pop, rock şarkıcıları 70'ler 80'lerden... Bir an ne oluyor dedim. Sonra olayın 1983 de başladığını hatırladım, basım tarihi 1988. Gülümsüyorum, uçuşan anılarla.

Bir adam, aniden ortadan kaybolan bir kadının peşinden kendini "kar küreme" işine vererek bir hurdacıya dönüşüyor yıllarca... Rüyalarında ağlayarak, ısrarla çağıran birinin peşinden gidene dek söyleşiler yapıyor, en iyi restoran yazıları yazıyor. Öylesine, düşünmeden... Sezgilerin bu kadar yoğun olduğu bir kitaplarda, filmlerde sonlarda bir şeylerin çözülmesini bekliyor insan. Yaşamın anlamını aramanın ötesinde gizemlere yanıt bulacağını düşünüyor. Tarih boyunca ölümsüzlüğü arayan insanoğlu gibi bir nevi. Oysa yok öyle bir şey... Ya da Murakami'nin dediği gibi bir "ölmedim başka bir dünyaya geçtim, yandaki paralel hatta giden trene biner gibi. Kaybolmak denen şey budur."*(Sh496) Doğu mistisizmi bu değil mi zaten?

"Bilincimizin sınırında adlandıramadığımız pek çok şey oluyor"**(Sh492) gerçekten. Sezgilerimizi, belki mitlerimizi bir kenara iterek maddeleşen dünyaya ayak uydurmaya çalışırken kayboluyoruz. Sonra içimize o kuyunun dibine dönmek ihtiyacı bir nevi inziva bir nevi koza hali... Taa ki karna yenen o tekmeyle su yüzüne çıkacak gücü bulana dek.

2019 ilkbaharında okumuşum Kumandanı Öldürmek'i sonrasında haç yılları gelmiş. Bu sefer bildik izleri takip ederken birlikte yüzeye çıkıp rahat nefes alamadık kahramanla... Belki de romanlarına gereğinden fazla anlam yüklemeyi bırakıyorum kim bilir... Okurken ruh hali ne kadar önemli ya da neredeyse tüm Kült Murakami öğeleri üzerimde etkisini kaybediyor son bir kaç kitaptır. Dans etmeye devam ederek bilebilirim, anlayabilirim  ancak...

 

Arka Kapak

"Bu dünya sandığımızdan daha kırılgan ve tekinsiz bir yer...

Adını bilmiyordum. Onunla aylarca birlikte yaşadığım halde. Aslında onunla ilgili gerçekte tek bir şey bilmiyordum. Pahalı bir telekız servisinde çalıştığı dışında. Servis, üyelik sistemiyle hizmet veriyordu; kimliği belli düzgün müşteriler dışında kimseyi kabul etmiyordu. Bunun dışında başka işler de yapıyordu. Normal iş saatlerinde küçük bir yayıncıda yarı zamanlı düzeltmenlik, ayrıca yarı zamanlı kulak modelliği. Özetle çok meşgul bir iş yaşamı vardı. Bir adı vardı elbette. Aslında birkaç ad kullanıyordu. Ama yine de bir adı yok gibiydi. Yağmur gibiydi, bir yerlerden çıkıp gelmiş ve sonra ortadan kaybolmuştu. Geride sadece hatırası kalmıştı.

Haruki Murakami'nin en sevilen romanlarından biri olan Dans Dans Dans'la gizemli bir dünyanın kapılarını açıyoruz. Ortadan kaybolan çekici bir kadın... Yalnızlığını anlamlandırmak çabası içindeki bir adam... Sezgileri gelişmiş sıradışı bir küçük bir kız... Müzik... Ve kült Murakami romanlarından artık "tanışımız" olan Koyun Adam da bu romandaki yol arkadaşlarımız."

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...