26 Temmuz 2017 Çarşamba

Bimarhane - Fatih Mehmet Ünlü



Camille Claudel’in hayat hikayesi, 30 yıl yaratıcılıkta 30 yıl akıl hastanesinde diye anlatılır. Camille çok genç yaşında, Rodin’le yeteneğini sergileme fırsatı bulur. Rodin… Hani şu “düşünen adam”ın ünlü heykeltıraşı. Bu adamla ilişkisinin hezimetle sonuçlanması, genç kadında yıkıma yol açar ve bir daha kendine gelemez. Yani yaratıcılıkla dolu olabilecek 30 yılını akıl hastanesinde geçirmek zorunda kalır. Bugün olsa depresyon, panik atak, bipolar gibi ilaçla kontrol altına alınabilen bir bunalım yüzünden demir parmaklıklar ardında kalmak… İlk okuduğumda çok ağır gelmişti!

Diviriği Ulu Camii yanında Şifahane olması, burada hastalıkların müzikle, sakinlikle tedavi edilmeye çalışılması çok daha eski zamanlarda bu konuya bakış açışını anlatıyordu benim için. Süleymaniye Camii’nin yanındaki Süleymaniye Bimarhanesi’yle ilgili bir roman bulunca hemen okumak istedim.  İlk defa böyle bir konuyla ilgili bir roman okuyacaktım. Üstelik arada bir taşınma hikayesi de vardı. İşi daha da ilginç kılıyordu sanki. Süleymaniye Bimarhanesi, Topbaşı’na yani karşı kıyıya taşınacaktı. Çok, çok kötü şartlarda yaşayan meczupların hikayesiydi.

İnsanın en ağırına giden, güç sahibi birilerini kızdıranların sahte evraklarla meczup olarak içeri alınmasıydı. Yakınları da korkutularak ziyaretleri engelleniyor ve içerde nerdeyse ölüme terk ediliyorlardı. Roman, bimarhanenin taşınma arifesinde böyle bir gencin intiharı ve bu olayın tabipler üzerindeki etkisiyle başlıyor. Hastanede bir Müslüman, bir Yahudi, üç Hıristiyan hekim birlikte çalışıyorlar. Boyunlarında zincirlerle pislik içinde yaşayan meczuplar ve akıllı olanlar için bir bataklık gibi gelmişti bu bimarhane. Sırlarla dolu, geçmişin karanlıklarından bir türlü çıkamayan insanların hikayesi. Gözümüzle görebildiklerimizin ötesini yani kapalı kapılar ardındakileri anlamak bazen imkansız ta ki birileri size anlatıncaya kadar. Bu roman gerçek kişileri anlatmış. Elimden bırakamadım desem yeridir. Olaylar, gizemler, ermiş katiller, sürprizler birbiri ardına peşinden sürüklüyor insanı. Ve o döneme dair, insanların inandıklarında yapabileceklerine, görünenin ardındakine dair unutamayacağım romanlardan…

“Biz olmasak başkaları yapacak!” Sh 260

“Güllabiciler, o gece gencin sahipsiz cenazesini üç soysuz altın tanesine, kendine alim diyen, ölü deşen bir ahretsize satmışlardı.Sonra da bir saat boyu aralarında üç altının kavgasını edip durmuşlardı.” Sh 22

“Evladını kaybedip aklını uçuran analara yapma bebekler verip gönderiyor, bazılarının velilerine ise içi pamuklu sahte evlatlar dikip meczuplarının kucaklarına bırakmaları için tembih veriyorduk. Hali vakti yerinde olanlarına ise balmumundan yapılan bebeklerin daha makul olacağından bahis ettik.Anlık korku ile aklını uçurmuş olan cinlilere karanlıkta yatmamalarını tavsiye ediyor, mümkün olduğu kadar yalnız bırakılmamalarını istiyorduk. Afyon bulamayıp da çıldıran birçok müptela vardı. Onlara da azdan çok tahripkar ve de ziyadesiyle azgın olmadıklarından hiçbirimiz icazet vermedik. Müptelaların ailelerine havanda tahıl dövmelerini, afyon diye meczuplarını kandırıp da günlük birkaç kere sahte gıdaları yutturmalarını söyledik….” Sh 97-98

Arka Kapak

“… insan dünyaya ceset olarak gelir ama yaş alırken ve de öldüğünde asla bir ceset değildir.

“Bir şimşek çaktı ve ben sıralı odalardan birinde, parmaklıkların arkasında bir silüet gördüm. ‘Bir deli’ demiyorum, ‘Bir akıllı’ gördüm! Zira o anda avluda olmayan ve koğuşların içinde kalanlar aklı başında olanlardı. Tam yedi tane vardı onlardan. Biri ise, o an tam karşımda duruyordu. Nüfuzlu kişilerden birinin ya da birilerinin canını sıkmış ve hapishaneye atılamadığı için adına sahte evrak düzenletilip Bimarhane’ye tıkılmışlardı. Onlar, bazen gayrimüslim dispanserlerinden sevk ediliyor, ruhani liderlerinin verdiği kuru bir icazet deli damgası yemelerine yetiyordu. Sadece gayrimüslimler mi haksız yere deli damgası yerdi?”

İnsan nasıl deli damgası yer?

Bir özgürlük mücadelesi… Delilerin boyunlarına vurulan ağır zincirlerin çözülmesi için uğraş veren, biri Müslüman biri Yahudi iki tabibin nefes kesen öyküsü. Yollarına çıkan kızıl gözlü dev bir ermiş mi yoksa katil mi? Haksız yere Bimarhane’de tutulan aklı başındalar özgürlüklerine kavuşacaklar mı?
Sultan Abdülaziz’i bile yerinden kaldırıp olanı gözüyle görmeye sevk edecek kadar büyük bir mücadele. Tarihin tozlu raflarında unutulmuş insanlık dışı bir geleneğin Süleymaniye’den Toptaşı’na uzanan nefis öyküsü.


Gerçek karakterlerle örülmüş roman, 1873-1876 yıllarından küçük bir kesit sunuyor. Bitirmeden bırakamayacaksınız.””

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...