9 Ekim 2013 Çarşamba

Ahşap ve Sakıflı Camiler 2 - İstanbul



Günlük koşuşturmacaların içinde yanından geçerken şöyle bir bakıp yola devam ettiğimiz, hep sonra öğrenirim diye ertelediğimiz, ibadet etmenin dışında içine girdiğimizde incelemekten çok keyif aldığımız camiler… Dedim ya İstanbul bin bir sürprizi barındıran bir kutu, her açışta sunduklarıyla gözlerimi kamaştırıyor. İşte ahşap ve sakıflı ( ahşapçatı) camilerin ikinci kısmı… 


Fatih İlçesi, Çapa Arpaemini Mahallesi, Aşağı Gureba Caddesi üzerinde, Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi’nin önünde Bezm-i  Alem Valide Sultan Camisi  bunlardan biridir. Bezmialem Valide Sultan Abdülmecit’in eşi, II.Mahmut’un hanımı. 


Yıldız Ertuğrul Tekkesi;Beşiktaş’ta Barbaros Bulvarı’ndan yukarı çıkarken sağda kalan, Yıldız Caddesi’ndeki türbe, iki taraflı çeşme, cami, misafirhane, kadınlar bölümü olan kısımların birbirlerine bağlantılı olduğunu bilmiyordum açıkçası. 


1887’de II.Abdülhamid tarafından Şazeli tarikatının ileri gelen şeyhlerinden, bu tarikatın Medeni kolunun kurucusu Şeyh Hamza Zafir Efendi adına tesis edilmiş. Camitekke niteliğinde olan bu kuruluşun adı, Osmanlı hanedanının ceddi Ertuğrul Gazi’nin hatırasını canlandırmak arzusunun yanı sıra, II. Abdülhamid’in, yine bu amaçla Domaniç yöresi Türkmenlerinden oluşturduğu Ertuğrul Alayı’nın ibadetine tahsis edilmesinden kaynaklanmaktaymış.

Yahya Efendi Tekkesi; Çırağan Caddesi’nde Şeyh Yahya Efendi Çıkmazı’nda yer alıyor, epey bir yokuş çıkmak gerektiğini hatırlatmakta fayda var. 

16.yy.ın ileri gelen alim ve mutasavvıflarından Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi tarafından kendi imkanlarıyla satın aldığı çok geniş bir arazi üzerine kurulmuş. Vefatı üzerine II. Selim kabri üzerine, tasarımı Mimar Sinan’a ait olan kagir, kubbeli, bir türbe inşa ettirmiş, aynı zamanda türbeyi de yeni baştan yaptırmış.

Tekkelerin 1925’te kapatılmasıyla cami-tevhidhanesi olarak kullanılmaya başlanmış ve bu günümüze kadar devam etmiş. 

Yahya Efendi’nin yanı sıra Genç Osman, dönemin veziriazamlarından Güzelce Ali Paşa da buraya gömülmüş.


Mezarlık geniş ve ilgilenenler için değişik bir çok mezartaşı seçeneği sunuyor. Mezar taşlarındaki feslerin büyüklüğünün, uzunluğunun bile bir anlamının olması çok değişik geliyor. 

Sanırım buraya dua etmenin yanı sıra mezartaşlarını incelemek, nefis manzarasıyla dinginleşmek için tekrar tekrar gelmek hoş olacak, özellikle de şehrin çok merkezinde olduğu düşünülürse gelmek daha da kolay olacak, kendi adıma tabii.

Camilerin bildiğimiz genel terimleri olsa da burada anlamlarını tekrar etmekte fayda görüyorum. Mihrap; camide imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu,  kıble tarafındaki duvarın ortasında bulunan, oyuk, girintili yer.

Minber; üzerinde hutbe okunan merdivenli yapı.Genel olarak mimari açıdan cami içerisinde mihrabın sağ tarafına denk gelecek şekilde inşa edilmektedir. İmamın, özellikle cemaate yüksekçe bir yerden hitap edebilmesi için merdivenli biçimde tasarlanmış cami içi bütünleyici yapıdır. Minber, ahşap, mermer, tuğla gibi maddelerden yapılabilir. İmam hutbeyi merdivenin basamakları üzerinde okur. Merdivenli yapıda, imamın sesini cemaate duyurabilmesi amaçlanmıştır. İmamın minberden cemaate o güne ilişkin olarak hitap etmesine hutbe denilmektedir.


Vaaz kürsüsü, camilerde vaaz verilen yere denir. Kürsü, ahşağ veya mermerdendir. Genellikle sahının sol köşesidir. 

Mimar Sinan’ın eseri olan Odabaşı Behruz Ağa Cami’si Kanuni’nin odabaşı olan Behruz Ağa tarafından yaptırılmış.Yapı, sıbyan mektebi,çeşme ve kayıtlara geçen ama günümüze ulaşmayan hamamıyla birlikte 1562’de inşa edilmiş.

 Yangın ve depremle harap olan cami II.Mahmut tarafından tamir ettirilmiş.

Burada sadece çeşme fotoğrafı çektim. İçeride izin verilmediği için çekemedim. Özellikle turistler kötü gösteriyormuş fotoğraflarında. Gördüğüm mesela  Takkeli İbrahim Çavuş gibi bir camide cam içlerinde damacadan vantilatöre, sandalyelerden ses sistemine kadar bir dolu şey camileri açıkcası pek de hoş göstermiyor. Bunların bir çözümü tabii vardır ama yapılırsa…

Mihrap, minber, vaaz kürsüsü gibi bölümlerin dışında mahfil adı verilen camilerin üst kısmında kadınlara özel bölümler  var. Bunların bir kısmında bu bölümler parmaklıklarla çevrilerek padişaha özel hale getirilmiş. 

10 yorum:

  1. İSTANBUL BAŞLI BAŞINA BİR HAZİNE
    FARKINDA OLMADAN GEÇİRİYORUZ GÜNLERİMİZİ
    ÇOK GÜZEL BİR POST OLMUŞ
    HAYIRLI GÜNLER

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için

      Sil
  2. yıllardır ama yıllardır yahya efendiyi ziyaret etmek var aklımda ve hala edemedim. yazını okuyunca tabii ki kızdım kendime. hala gidip görmedin diye.
    sırf camileri gezmeye kalksak istanbulda bayağı bi vaktimizi alır ki ne mutlu bize ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ortaköye geçerken uğranabilir...

      Sil
  3. İstanbul a bir kez günü birlik uçakla gittim geldim maalesef kalma imkanım olmadı
    İstanbul da ben en çok yere batan sarayını merak ediyorum ancak bunlarda bi harikaymış ellerine sağlık Minecim gidemesemde sayende az da olsa görmüş kadar oldum i,nşallah bir gidip görmek kısmet olur...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sindire sindire her yerini görmek nasip olur inşaAllah ...

      Sil
  4. Sanırım blogunuz benim için çok faydalı olacak. :) Kuşadası'nda Seyahat İşletmeciliği ve Turist Rehberliği öğrencisiyim. Bu dönem Selçuklu Sanatı dersi alıyorum. Ama ikinci dönem de Osmanlı Sanatı dersi alacağım. Ön hazırlık olacak o yüzden bu postlarınız bana. :)
    Az önce Divriği Mucizesi postunuza da yorum bıraktım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne hoş bir bölüm keyifli okumalar dileklerimle...

      Sil
  5. Yahya Efendi görülmeye değer ender yerlerden biri en azından benim için çok anlamlı bir cami :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. camiden daha fazlası... değişik geliyor çırağandan geçiyorsunuz... üst tarafta etilerdi vs. di derken aralar atlanıyor sanırım en azından benim için öyle oldu karşılaşınca çok şaşırdım böyle bir yapı olduğunu bilmiyordum

      Sil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...