1 Haziran 2014 Pazar

Van Gölü Havzası -4 -Akdamar Kilisesi, Halime Hatun Kümbeti, Van Kahvaltısı



Güneydoğu Anadolu’da yollarda dikkatimi en çok uçsuz bucaksız ovalar çekmişti, bir de kerpiç evler. Van’daysa ovalar var ama hepsi dağlarla çevrili. Başları dumanlı, sisler içindeki dağlarla. Henüz erimemiş karlarla nasıl da görkemli ve aşılmaz duruyorlar.


 Durağımız yemyeşil ilçe Gevaş. Halime Hatun Kümbeti’ne geliyoruz. 14.yy Selçuklu yapımı bu kümbet daha sonra Ahlat’ta da göreceğimiz kare planlı cenazeliği olan kümbetlerin bir benzeri.  Alt kısma bir merdivenle iniliyor.

Bu güzel yapının fotoğrafını çekmek istediğinizde arkadaki pembe bina tarafından engelleniyorsunuz. İstanbul’da bile korunamıyorsa tarihi görüntüler, bu güzel ilçede neden korunsun diye düşünüyorsunuz kalbiniz kırık.
 
Kümbetin bahçesindeki mezarlar daha sonra Ahlat’ta da nefis örneklerini göreceğimiz Selçuklu mezarlarından. Daha önce Analı Kızlı Açıkhava Tapınağında gördüklerimizden daha iyi durumda bu mezartaşları. Bir de orada yeni ve eskiler birbirine karışmış durumdaydı, burada sadece eskiler var. Arkadaki binanın elverdiği ölçüde çekmeye çalışıyorum.


Kümbeti ve mezartaşlarını arkada nefis gözüken dumanlı dağlarla birlikte çekmek isterdim. Hepsini birlikte çekemiyorsunuz maalesef… Uzakdoğu’dan gelen turistler dizilmiş dağları çekiyorlardı. Ülkenizdeki güzelliklerin turistler tarafından beğenilmesi çok hoşuma gidiyor. Bizler değerini tam bilemesek de …

Şimdiki durağımız Akdamar Kilisesi. Yola çıkmadan önce göl kıyısında yemeğimizi yiyoruz. Tekneye binmeden önce kıyıya geldiğimizde yüzen çocukları görüyorum. Çok şekerler, hemen poz veriyorlar, gülüyorlar, el sallıyorlar. Çocuk olmanın enerjisi bulaşıcı, gülümsüyorum.


Gölde ilerlerken rüzgara bırakıyorum kendimi. Yeşilin beyaza karıştığı dumanlı dağlar, uçsuz bucaksız Van Denizi ve karşımızda Akdamar Adası, giderek yaklaşıyoruz. Adada kilisenin yanı sıra bir de saray varmış, dillere destan. Ancak saray günümüze ulaşmamış ama kilisesi bugün ayakta duruyor. Üstelik dış yüzeydeki işlemeler hiç restorasyon görmemişler. Dış yüzeyde kutsal olaylar, günlük yaşamdan kesitler var. Yukarıda fırtınaya yakalanan Yunus Peygamber’in hikayesi var örneğin. İç kısmındaki freskler bu kadar iyi durumda değil, yoklar neredeyse… Bu kilise her daim kalabalık, boş halde fotoğrafını çekmek için epey bekledim desem. 
Van’daki son günümüzde kahvaltımızı, kahvaltı sokağında yapıyoruz. Alışılmışın dışında önden süt ikram ediyorlar. Masada yöresel murtağa, havut, kavrulmuş etli omlet, otlu peynir var. Mükellef bir kahvaltıyla karınlarımızı doyuruyoruz. Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmek için 1 Hazirandaki etkinliğe herkes davetli. Bugün 1 Haziran televizyonda kahvaltılarını ederken eğlenen, rekorlar kitabına giren mutlu kalabalığı görmek çok hoşuma gidiyor.

Akşam halı satıcısına uğruyoruz. Genç kızlar tezgah başında, içeride rengarenk, el emeği göz nuru halılar, kilimler… Okumak önemli ama zanaat sahibi olabilmek de çok önemli diye düşünüyorum uzun zamandır. O yüzden bu tip işletmeler hoşuma gidiyor. Hele de köylerde kurulup, desteklenen halı dokuma tezgahları daha da güzel. 

2 yorum:

  1. Mezar taşları geçmiş kültürlerin aktarımında çok değerli. Rahmetli babamla İstanbul ve Bursa'daki akraba mezarlarını ziyaret saatler sürerdi. Çünkü babama her ilgimizi çeken mezar taşını okuturduk. Osmanlıcayı çok iyi okurdu babam. Yatan kişilerin ardından yazılanları dinlemek masal gibiydi. Ne yazık, artık mezar taşlarına sadece ad ve dua isteği yazılıyor. Sürdüremediğimiz adetlerimizden biri daha.
    İşsiz üniversite mezunlarını gördükçe zanaat daha da önem kazandı gözümde. Ellerine sağlık kızlarımızın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selçuklu mezarlığında-Ahlattaki- kimi taşlar tercüme edilmiş anlamlanıyor o zman dediğin gibi bizim büyük dedemizin mezarı kayıp Osmanlıcayı bilmek isterdim doğrusu...
      Yollayacağımı söylediğimde fotoğrafları bir pozlar verdiler, gençler ve çok tatlılardı en güzeli para kazanabiliyor olmaları tabii

      Sil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...